tevfik fikret
Serveti Fünun şiirinin en kuvvetli temsilcisi Tevfik Fikrettir. Şiire dış ve iç musikiyi en iyi verenlerden biri odur. 1867de
İstanbulda doğdu ve ömrünün hemen hemen tamamını bu şehirde geçirdi. 1881de Galatasaray Lisesinden mezun olmuş, bu okulda Recaizâde ve Muallim Naciden edebiyat dersleri okumuş fakat en çok Recaizâdenin etkisinde kalmıştır. Galatasaray Lisesinden mezun olduktan sonra bazı memuriyetlerde bulundu. Daha sonra Robert Kolejde
Türkçe, Galatasaray Lisesi, Darülfünun ve Öğretmen Okulunda edebiyat dersleri okuttu.
1910da Galatasaray Lisesine müdür oldu.
İlk yazıları Mirsad dergisinde yayınlanan Tevfik Fikret daha sonra iki yıl kadar Malûmat dergisinde yazdı. 1896da Serveti Fünun dergisinin başına geçti. Fakat daha Serveti Fünun kapanmadan arkadaşları ile bozuşarak,
Rumeli sırtlarında bulunan ve Aşiyan adını verdiği evinde inzivaya çekildi.
19001908 yılları arasında istibdada karşı ağır şiirler yazdı. Aşiyan ona Robert Kolej tarafından hediye edilmişti.
1908den sonra, Hüseyin Cahidin teklifi ile gazeteciliğe başladı, fakat gazetecilik hayatı pek kısa sürdü. Şimdi hicivlerini, verdikleri sözü tutmayan İttihat ve Terakkiçilere yöneltmişti.
Bazı sebeplerden dolayı çok sevdiği Galatasaray Lisesi müdürlüğünden istifa etmek zorunda kalması onu çok üzmüştü. Bu sırada Trablusgarb ve Balkan Savaşlarında uğranılan yenilgiler ve Birinci Dünya Savaşına katılmak, üzüntüsünü büsbütün arttırmıştı. Artık memleketin geleceği hakkında ümidini çocuklara bağlamıştı ve daha çok onlar için şiir yazıyordu. Nihayet hastalanarak 19
Tamamı için linke tıklayın" href="http://ansiklopedi.bibilgi.com/Ağustos">Ağustos 1915de vefat etti.
ESERLERİ
* Rübabı Şikeste: Bu kitabında Fikret, daha çok Serveti Fünunda çıkan şiirleri toplamıştır. Bu şiirlerin sonuna (ikinci baskısında) Sis, Rücu, Bir Lahzai Teahhür, Millet Şarkısı gibi siyasi mücadele yönünü gösteren şiirleri de eklenmiştir.
* Halûkun Defteri: Bu kitabında Meşrjtiyetten
1911e kadar yazdığı şiirleri toplamıştır. Bunlar daha çok kendi çocuğu Halûkun şahsında, bütün yurt gençliğine sunulan sosyal, ahlâkî ve vatanı şiirler, öğütlerdi. 1911den ölümüne kadar yazdığı şiirler de ölümünden sonra Son Şiirler adıyla yayınlanmıştır. Son şiirlerinden olan "Rübabın Cevabında Vatan Annenin ızdırabını anlatır.
* Şermin: Tevfik Fikretin ömrünün son yıllarında sade
Türkçe ve bazıları hece vezni ile yazdığı çocuk şiirleridir.
---
BAHAR
Sabâ eser gusûnı ter
Ki, mürgı aşka İanedir
Fissldaşır sükût eder...
Bu birr güzel teranedir.
Akar çağıl çağıl o su
Ki bağlara revanedir,
Meler başında bir kuzu
Bu bir güzel teranedir.
Çoban kaval çalar anın
Hayâtı şairanedir;
Güler perisi tarlanın...
Bu bir güzel teranedir.
(Rubâbı Şikesteden)
---
YAĞMUR
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler
Kafeslerde, camlarda pürihtizaz
Olur dembedem nevhâger, nağmesaz
Kafeslerde, camlarda pürihtizaz
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler...
Sokaklarda seylabeler ağlaşır
Ufuk yaklaşır yaklaşır yaklaşır;
Bulutlar karardıkça zerrâta bir
Ağır, muhteriz dalgalanmak gelir;
Bürür bir soğuk gölge etrafı hep,
Nümayan olur gündüzün nısfı şeb.
Açılmaz ne bir yüz ne bir pencere
Bakıldıkça vahşet çöker yerlere.
Saçaklarda kuşlar hazindir bu pek
Susarlar, uzaktan ulur bir köpek.
(Rübâbı Şikesteden)
---
MİLLET ŞARKISI
Çiğnendi yeter, varlığımız cehl ile kahre,
Doğrandı mübarek vatanın bağrı sebepsiz.
Birlikte bugün bulmalıyız derdine çare
Can kardeşi, kan kardeşi, şan kardeşiyiz biz.
Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol
Ey hak, yaşa, ey sevgili millet, yaşa.. varol!
Gel kardeşim, annem sana muhtaç, ona koşmak...
Koşmak ona, kurtarmak o bîbahtı vazifen.
Karşında göğüs bağrı açık ölgün, yatıyor bak!
Onsuz yaşamaktansa beraber ölüş ehven.
Her ân o güzel sîneyi hançerliyor eller
İmdadına koşmazsak mahvı mukarrer.
Zulmün topu var, güllesi var, kalası varsa,
Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır!
Göz yumma güneşten, ne kadar nuru kararsa
Sönmez ebedî, her gecenin gündüzü vardır.
Millet yoludur hak yoludur tuttuğumuz yol,
Ey hak yaşa, ey sevgili millet, yaşa... var ol!
Vaktiyle baban kimseye minnet mi ederdi?
Yok, kalmadı hâşâ sana zillet pederinden.
Dünyada şereftir yaşatan milleti, ferdi,
Silkin, şu mezellet tozu uçsun üzerinden.
İnsanlığı pâmâl eden alçaklığı yık, ez!
Billah yaşamak yerde sürünmeye değmez!
Haksızlığın envâını gördük... Bu mu kanun?
En kanlı sefaletlere düştük... Bu mu devlet?
Devletse de, kanunsa da artık yeter olsun,
Artık yeter olsun bu deni zulm ü cehalet...
Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol,
Ey hak, yaşa, ey sevgili millet, yaşa... var ol!
---
HAN-I YAĞMA
Bu sofracık, efendiler ki iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor şu milletin hayatıdır.
Şu milletin ki muzdarib, şu milletin ki muhtazır!
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...
Yiyin efendiler, yiyin, bu hanı iştihâ sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Efendiler pek açsınız, bu çehrenizden bellidir,
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı, kim bilir?
Şu nadii niam, bakın kudumunuzla müftehir!
Bu hakkıdır gazaanızın, evet, o hak da elde bir...
Yiyin efendiler, yiyin, bu hanı zîsafâ sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say:
Haseb, neseb, şeref, şataf, oyun, düğün, konak, saray.
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay...
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay.
Yiyin efendiler, yiyin, bu hanı iştihâ sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Verir zavallı memleket, verir ne varsa, mâlini,
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayâlini,
Bütün ferağı hâlini, olanca şevki bâlini.
Hemen yutun, düşünmeyin, haramını, helâlini!
Yiyin efendiler, yiyin, bu hanı iştihâ sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak,
Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak!
Bugün ki mideler kavi, bugün ki çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...
Yiyin, efendiler yiyin, bu hanı pürnevâ sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
(Haziran
1912)
---
Halukun Bayramı
Baban diyor ki:
"Meserret çocukların, yalnız
Çocukların payıdır!
Ey güzel çocuk, dinle;
Fakat sevincinle
Neler düşündürüyorsun, bilir misin?...
Babasız,
Ümitsiz, ne kadar yavrucakların şimdi
Sıyah-ı mateme benzer terâne-i îdi!
Çıkar o süsleri artık, sevindiğin yetişir;
Çıkar, biraz da şu öksüz giyinsin, eğlensin;
Biraz güzellensin
Şu ru-yı zerd-i sefalet...
Evet meserrettir
Çocukların payı; lâkin sevincinle
Sevinmiyor şu yetim, ağlıyor...
Halûk, dinle!
---
İlgili Olabilecek Başlıklar: