Bibilgi.com yenileniyor. Üyelik sisteminin daha aktif olacağı bu döneme hazırlık olarak lütfen sitemize
üye olun. Üyelik sisitemi
Bibilgi.com'u daha aktif olarak kullanmanıza olanak verecektir.
Üye olmak için tıklayın.
DEVLETİN ADI ............................................ Tamamı için linke tıklayın" href="http://ansiklopedi.bibilgi.com/Türkiye">Türkiye CumhûriyetiBAŞŞEHRİ ...................................................................... Tamamı için linke tıklayın" href="http://ansiklopedi.bibilgi.com/Anka...
Bu başlıkla ilgili :
DEVLETİN ADI ............................................
Türkiye Cumhûriyeti
BAŞŞEHRİ ......................................................................
AnkaraYÜZÖLÇÜMÜ .......................................................... 779.452 km2
NÜFÛSU ........................................................ 56.969.109 (1990)
RESMÎ DİLİ ......................................................................
Türkçe
DÎNİ ...................................................................................... İslâm
PARABİRİMİ .......................................................................... Lira
Kuzey yarım kürede, kuzey kutup ile ekvator arasında ortaya yakın bir yerde, 36°-42° kuzey enlemleri ve 26°-45° doğu boylamları arasında, eski dünyâyı meydana getiren üç kıtanın birbirine en çok yaklaştığı geometrik merkezde,
Asya ve
Avrupa kıtalarının birleştiği yerde yer alan ülkemiz.
Târihi
Türkiye; çok eski devirlerden beri bilinen bir memlekettir. Dâimâ göçlere istilâlara uğramıştır. Doğu ve batı, Asya ve Avrupa kıtalarının köprüsü mâhiyetinde olduğundan çeşitli kavim, devlet, kültür ve medeniyetleri bünyesinde barındırdı. Hattiler, M.Ö. 2500-2000 yılları arasında Anadoluda Mezopotomya tesirli medeniyeti temsil ettiler (Bkz Anadolu Medeniyetleri). M.Ö.
2000 yıllarında Anadoluda Hititler, Trakyada Trakların oturduğu kabul edilir. Hititler, Orta Anadoluda M.Ö. 1850de devlet kurarak, genişlediler. Anadolunun tamâmına yakınına hâkim oldular. Arkeolojik kazılarda bulunan kültür ve medeniyet eserleri meydana getirdiler. Yapılan kazılarda Alacahöyük ve Boğazköyde Hitit eserleri bulundu (Bkz. Hititler). Hititler zamânında, batıdan İyonlar, doğudan Asurlular, Urartular, güneydoğudan Hurriler ve Mitannilerin istilâsına uğradı. Traklar ise Trakyada kabileler hâlinde yaşıyorlardı. M.Ö. 1000 yılında ise, Anadolu; Geç Hititler, Asurlular, Urartular, Frikyalılar, Lidyalılar, Medler ve Perslerin hâkimiyetine girdi.
Bunlardan sonra Trakya dâhil
Makedonya ve Romalıların eline geçti. Romalıların M.S. 395 yılında ikiye ayrılmasıyla
Türkiye toprakları Doğu Roma da denilen Bizanslıların payına düştü. Bizanslılar, Türkiyeye önceleri bütün, sonraları da fâsılalı olarak kısmen hâkim oldular. Bizanslılar (395-1453) devrinde Türkiye, Anadolu tarafından Partlar, Sâsânîler, Haçlılar ve Moğolların taarruz ve istilâsına uğradı. Hulefâ-i Râşidin (Dört Halife Devri), Emevîler, Abbâsîler, Selçuklular, Atabekler, Memlûkler, Anadolu Beylikleri, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve sonunda Osmanlıların fütûhatına uğradı. Trakya ise, Avrupa Hunları, Avarlar, Bulgar Türkleri, Peçenekler, Haçlılar ve Slavların taarruzuna uğradı.
Türkiye toprakları 11. yüzyıldan îtibâren Türk kavimlerinin akınına uğramaya başladı (Bkz. Türkler). Selçuklular Anadolu futûhatına başlayıp, tamamladılar. Anadolunun Türkleşip, İslâmlaşmasında çok hizmetleri geçti (Bkz. Selçuklular). Türkiyenin Anadolu ve Trakya toprakları, 13. yüzyılda başlayıp, 15. yüzyılda tamamlanan Osmanlı hâkimiyetine girdi (Bkz.
Osmanlı Devleti). Türkiye, Osmanlı Devletinin son zamanına kadar taarruz ve istilâya uğramadı. Osmanlı Devletine karşı, 19. yüzyılda
Rusya, Papalık, Siyonizmle çeşitli beynelmilel yıkıcı ve bölücü fikir akınlarıyla, politikaların gizli ve aşikâr taarruzuna uğradı. Yirminci yüzyılda ise hiç yoktan Birinci Cihan Harbine sokularak güçsüz düşürülüp, taarruz ve istilâ edildi. Türkiye;
İngiltere,
Fransa,
İtalya,
Yunanistan ve sömürge kuvvetlerince işgâl edildi. Aziz ve vefâkâr Türk Milleti işgâlcilere karşı târihe altın harflerle yazılan İstiklâl Mücâdelesini verdi (Bkz. İstiklâl Harbi). Millî Mücâdeleyi kazandı. İstiklâl Harbi yıllarında, 23
Nisan 1920de Ankarada kurulan
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiyede köklü değişiklikler, reformlar yaptı. Türk milletinin îmân gücüyle kazandığı zaferler sonunda; TBMM ve reisi Mustafa Kemal Paşa, Türkiyede her alanda inkılaplara başladı. İnkılaplar, devrin şartlarına göre çok güç olmasına rağmen bütün engeller aşılarak kararlaştırılıp, tatbik edildi. İnkılaplar, devrin muharrirlerince “Atatürk İhtilâli” denilip, “Kemalizm” adıyla Türkiyeye yerleştirildi. Birinci Dönem TBMM (1920-1923) devrinde; Osman Gâzinin 1281 yılında Kayı Beyi olmasından beri devam eden Osmanlı Hânedanını sona erdiren 1
Kasım 1922de saltanatın kaldırılması ve halifeliğin Osmanlı Hânedanına mensup en yaşlı ve ahlâkla ilimce en uygununun TBMMce seçimine dâir kânun çıkarıldı. İkinci Dönem TBMM (1923-1927) devrinde uzun görüşmeler ve çok çetin müzâkereler sonunda bugünkü hudutlarımızı, bâzı hukuk kâideleri ve siyâsetimizi tespit eden Lozan Antlaşması imzâlandı.
Lozan Antlaşmasından sonra İkinci Dönem Meclisi şu inkılapları yaptı: 29
Ekim 1923teCumhûriyet îlân edilerek, devletin idâre şekli tespit edildi. 3
Tamamı için linke tıklayın" href="http://ansiklopedi.bibilgi.com/Mart">Mart 1924te “Hilâfetin İlgası ve Hânedan-ı Osmâniyenin TürkiyeCumhûriyeti memâlik-i hâriciyesine çıkarılması, yine aynı gün, Şeriye ve Evkaf ile Erkân-ı Harbiye Vekâletlerin kaldırılmasına ilişkin kânunla Tevhidi Tedrisat kânunları da kabul edildi. Şeriye ve Evkaf Vekâletinin kaldırılmasıyla ve vekâlete bağlı bütün okul ve medreseler kapatıldı. Tevhid-i Tedrisât (Eğitim ve Öğretim) kânununun kabûlüyle de bütün okulların eğitim ve öğretim işleri, millî ve lâik ilkeler doğrultusunda Millî Eğitim Bakanlığının idâresine bırakıldı. Şeriyye Mahkemeleri kaldırılarak 8 Nisan 1924te mahkemeler birleştirildi.
20 Nisan 1924te devlete yeni bir düzen veren Anayasa,
Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edildi. Aşar Vergisi 17
Şubat 1925te kaldırıldı. Saltanat ve hilâfetin kaldırılması, eğitimde birliğin sağlanması ve Cumhûriyetin îlânıyla girişilen inkılaplara yenileri eklenerek, yenileme çabaları sürdürüldü. 25 Kasım 1925te Şapka Kânunu çıkarılarak fes kaldırıldı.
Tekke, zâviye ve türbelerin kapatılmasına ilişkin 2
Eylül 1925 târihli kararnâme, 30 Kasım 1925te yayımlanan kânunla kesinleşti. Hicrî takvim, Ezânî yâni alaturka saat yerine 25
Aralık 1925te Mîlâdî takvim, vasati yâni alafranga saat sistemi kabul edildi. 17 Şubat
1926da Medenî Kânun kabul edilerek, kadının hukûkî durumu yeniden düzenlendi. İktisâdî müesseselerde,
Türkçe Kullanılması Kânunu 10 Nisan 1926da kabul edildi. 1
Tamamı için linke tıklayın" href="http://ansiklopedi.bibilgi.com/Temmuz">Temmuz 1926da Kabotaj Hakkı yürürlüğe girdi. 28
Mayıs 1927de Sanâyii Teşvik Kânunu çıkarıldı.
Üçüncü Dönem TBMM (1927-1931) devrinde şu inkılaplar yapıldı: Lâiklik esası, 9 Nisan
1928de Anayasaya alınarak, müesseseler lâikleştirildi. 24 Mayıs 1928 Lâtin rakamı inkılabından sonra Kasım 1928de otuz altı harfli Osmanlı elifbası yerine yirmi dokuz harfli Lâtin alfabesi kabul edildi. 14 Temmuz
1930da kadınların belediye seçimlerine katılma ve 23 Aralık
1930da seçilme hakları verildi. Türk Târih Kurumu, 15 Nisan
1931de “Türk Târihi Tetkik Cemiyeti” adıyla kuruldu. Dördüncü Dönem TBMM (1931-1935) devrinde, Türk Dil Kurumu “Türk Dili Tetkik Cemiyeti” adıyla 12 Temmuz
1932de kuruldu. 31 Mayıs
1933te Üniversite Islahatı Kânunu çıkarıldı. 21
Tamamı için linke tıklayın" href="http://ansiklopedi.bibilgi.com/Haziran">Haziran 1934te Soyadı, 26 Kasım 1934te Lâkap ve Ünvanların Kaldırılması Kânunu çıkarılıp, 5 Aralık 1934te de kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı verildi.
Türkiye Cumhûriyeti dış politikası kuruluşundan îtibâren “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” esâsına göre tespit edildi.
Türkiye Cumhûriyetinin kurucusu ve inkılapların mîmârı,
Cumhurbaşkanı Atatürkün 10 Kasım
1938de ölmesinden sonra da açtığı yoldan gidildi.
Atatürkten sonra Cumhurbaşkanlığına
İsmet İnönü getirildi. İsmet İnönü (1938-1950) devrinde bütün dünyâyı saran İkinci Cihan Harbi (1939-1945) çıktı. Türkiye, fiilî olarak harbe girmemesine rağmen savaş hâli ve ekonomisi tatbik edildi. Bu devrede ülkede açlık çekilip, hürriyetler kısıtlandıysa da,
1946da çok partili sisteme geçmesiyle iktidar ve tek parti çok sarsıldı.
1950 seçimlerinde iktidar Cumhûriyet Halk Partisinden Demokrat Partiye geçince İsmet İnönü Cumhurbaşkanlığını
Celal Bayara devretti.
Celal Bayarın Cumhurbaşkanlığı,
Adnan Menderesin
Başbakanlığı, Demokrat Partinin iktidarda kaldığı
1960 yılına kadar sürdü. 1950-1960 yılları Türkiyenin hareketli bir iç ve dış politika yaşadığı devirdir. Türkiye, dünyâ barışı için Birleşmiş Milletlerin çağrısı üzerine bir Türk Tugayını Koreye gönderdi. Türk Tugayı Korede komünistlere karşı müttefiklerinin ve bütün dünyânın takdirini toplayan zaferler kazanıp, ittifak içindeki vazifesini hakkıyla yerine getirdi. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin Koredeki muvaffakiyetleri Türkiyenin îtibârını arttırdı. İkinci Cihan Harbinden sonra Sovyet yayılmasına karşı kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilâtına yâni NATOya kabul edildi. Türkiyenin NATOya girmesiyle Sovyet yayılma ve tehlikesi, sıcak harbi durdurmuşsa da soğuk harbin önüne bütünüyle geçilememiştir. İttifak sisteminin lüzumu üzerine, 28 Şubat
1953te Balkan Paktına, 24 Şubat
1958de Bağdat Paktı da denilen CENTOya girildi.
Demokrat Parti (1950-1960) zamânında dış münâsebetlerin gelişmesi yanında memleket içinde de çok büyük gelişmeler oldu. Demokrasi işlerlik kazanarak, İkinci Dünyâ Harbi psikolojisinden memleket kurtarıldı.
Türkiye kalkınma yolunda çok büyük mesâfeler kazandı. Cumhûriyet devrinde kurulan devlet teşekküllerinin faaliyetleri hızla arttırıldı. Hür teşebbüse imkân tanınmasıyla özel sektör de kalkınmadaki yerini aldı. Devlet, kamu ve özel sektörün faaliyetlerinin arttırılmasıyla kalkınma çok hızlandı. Pekçok fabrika, santral, baraj, site ve işyeri açıldı. Şehirleşme arttı. Eğitim ve öğretim müesseseleri arttırılarak, imkânlar genişledi. Pekçok meslekî, teknik ve dînî okullarla ilkokul, orta öğretim müesseseleri, üniversiteler ve akademiyle bunlara bağlı fakülte ve yüksek okullar açıldı. Her sahadan eleman yetiştirilmesine ağırlık verildi.
Demokrat Parti iktidarı 27 Mayıs 1960ta Türk Silahlı Kuvvetlerinin müdâhalesiyle son bulup,
Cemal Gürsel Cumhurbaşkanı oldu. Cemal Gürselin
1966 yılına kadar devam eden Cumhurbaşkanlığı zamânında Kurucu Meclisçe,
1961de Anayasa ve aynı yıl seçimler yapıldı. İki defâ ihtilâle teşebbüs edilip, hükümet buhranı görüldü. CENTO ülkeleri, 21 Temmuz
1963te Bölgesel Kalkınma İçin İşbirliği Teşkilâtını (RCO) kurdular. Hükümet buhranı Adalet Partisinin iktidara gelip,
Süleyman Demirelin Başbakan olmasıyla sona erdi. Cemal Gürselin rahatsızlanıp, 1966da ölmesiyle
Cevdet Sunay Cumhurbaşkanı oldu. Cevdet Sunayın Cumhurbaşkanlığı (1966-1973) zamânında öğrenci hareketleri üzerine Türk Silahlı Kuvvetleri 12 Mart
1971de hükümete muhtıra verdi. Muhtıra üzerine Süleyman Demirel hükümeti çekildi. Partilerin iştirakiyle yeni hükümet kuruldu. Cevdet Sunaydan sonra
1973te
Fahri Korutürk Cumhurbaşkanı seçildi. Fahri Korutürkün Cumhurbaşkanlığı (1973-1980) zamânında hükümet buhranları sık görüldü. Hiçbir parti çoğunlukta olmadığı için koalisyon hükümetleri kuruldu. Sık sık hükümetler iş başından ayrıldı. Hükümet buhranları toplumda anarşiyi arttırdı. Fahri Korutürkten sonra Cumhurbaşkanı dahi seçilemedi. Türk Silahlı Kuvvetleri, ülke çapında devam eden anarşik hâdiselerin, sosyal buhranların önüne geçmek gâyesiyle 12 Eylül
1980de idâreye el koydu. Anarşi durdurularak, devlet yıkımdan kurtarıldı. Türkiyeye huzur getirildi. Genelkurmaybaşkanı
Kenan Evren, Konsey ve Devlet Başkanlığı vazifelerindeyken Danışma Meclisi, Anayasa hazırladı. Anayasa 7 Kasım
1982de halk oylamasına sunularak, % 91.4 nispetle kabul edildi. 1982 Anayasasıyla berâber Kenan Evrenin Cumhurbaşkanlığı da milletçe kabul edildi.
1983te seçimler yapılarak, demokrasiye tekrar geçildi. Seçimde Anavatan Partisi çoğunluğu kazanarak,
Turgut Özal Başbakan oldu.
1987de yapılan seçimleri de büyük çoğunlukla Anavatan Partisi kazandı. Cumhurbaşkanı Kenan Evrenin görev süresinin dolmasından sonra
1989da Turgut Özal meclis tarafından Cumhurbaşkanı seçildi. Cumhurbaşkanı, başbakanlığa Meclis Başkanı
Yıldırım Akbulutu atadı. 16 Haziran
1991de yapılan kongrede Anavatan Partisi Genel Başkanlığına
Mesut Yılmaz seçildi. Daha sonra Cumhurbaşkanı tarafından yeni hükümeti kurmakla vazifelendirildi. Mesut Yılmazın başbakanlığı 20 Ekim 1991 seçimlerine kadar sürdü. 20 Ekim seçimlerinde hiçbir parti tek başına seçimleri kazanamadı. Demirel başkanlığında koalisyon hükümeti kuruldu. Cumhurbaşkanı Turgut Özalın
1993te vefâtı üzerine bu makâma DYP Genel Başkanı Süleyman Demirel seçildi. Cumhurbaşkanı, 1993te yapılan DYP Genel
Başkanlığına seçilen
Tansu Çilleri yeni hükümeti kurmakla vazîfelendirdi. Tansu Çiller, Demirel zamânındaki koalisyon hükümetine bâzı bakanları değiştirerek devam etti (Mart-1994).
Fizikî Yapı
Türkiye, Asya ile Avrupa arasında bir köprü gibi olup, Eski Dünyânın yaklaşık geometrik ortasında kuzey yarım kürede, ekvatora biraz daha yakın olmak üzere, kutup noktası ile ekvator çizgisinin ortasındadır. Başlangıç meridyenine göre ise doğu yarımküresindedir. Ülke topraklarının bir kısmı Asyada bir kısmı da Avrupadadır. Üç yanı denizle kuşatılmıştır; Kuzeyinde
Karadeniz, güneyinde
Akdeniz ve batısında
Ege Deniziyle
İstanbul ve
Çanakkale boğazları arasında kalan
Marmara Denizi yer alır.
Türkiye kuzeydoğu ve doğudan,
Ermenistan,
Gürcistan ve
İran; güneydoğu ve güneyden,
Irak,
Suriye; batıdan
Yunanistan ve
Bulgaristan ile çevrilidir. Ülkenin toprakları kabaca dikdörtgen şeklindedir ve genişliği 550 km, uzunluğu ise 1600 kmye yaklaşır. Türkiyenin en doğu ve en batı noktaları arasında 76 dakikalık mahallî saat farkı mevcuttur.
Türkiyenin yüzölçümü yaklaşık olarak 184.578 km2dir. Bunun 9243 km2lik bölümünü göller teşkil eder. Engebeler gözönüne alınmadan hesaplanan izdüşüm alanı 779.452 km2 olup, bunun 755.688 km2sini Anadolu toprakları ve 23.764 km2sini ise Trakya toprakları meydana getirir. Deniz kıyılarının uzunluğu 6000 km civârındayken kara sınırlarının uzunluğu yaklaşık 2753 kmdir. En uzun kara sınırını 877 km ile Suriye sınırı teşkil eder. Bundan sonra sırasıyla 610 kmlik
Ermenistan, Gürcistan, 331 kmlik Irak, 269 kmlik Bulgaristan ve 212 kmlik Yunanistan sınır uzunlukları gelir.
Türkiyenin kara sınırları: Sınırlarımız devletler hukuku kâidelerine uygun olan yazılı antlaşmalarla tespit edilmiştir.
Avrupa Türkiyesinin sınırları: Bulgaristan ve Yunanistanla olan sınırlarımız 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşmasının 2. maddesiyle tespit edilmiştir.
Ermenistan ve Gürcistanla olan sınırlarımız: 16 Mart
1921 târihli Moskova ve 13 Ekim 1921 târihli
Kars Antlaşmalarıyla tespit olunmuştur. SSCBnin dağılması üzerine bu sınır Gürcistan ve Ermenistan ile aynı şekilde devam etmektedir.
İran ile sınırlarımız: Bu sınır, Osmanlı Devleti zamânındaki 7 Mayıs 1639 târihli Kasr-ı Şirin Antlaşmasından sonra hemen hemen hiç değişmemiş, yalnız 23
Ocak 1932 ve 27 Mayıs
1937 târihli Tahran İtilafnâmeleriyle düzenlenmiştir.
Irak ile sınırlarımız: İngiltereyle 5 Haziran 1926da imzâlanan “Hudut Münâsebeti Hasene-i Hemcivarî Muahedenâmesi” ile belirlenmiştir.
Suriye ile sınırlarımız: Lozan Antlaşmasının üçüncü maddesi, Suriye ile aramızdaki sınırın, 20 Ekim 1921 târihli Ankara İtilafnâmesinin sekizinci maddesinde tespit edilmiş sınır olduğunu belirtmektedir.
Sınırımız
Hatay ile ilgili bölümün son biçimi: 23 Haziran
1939da Ankarada imzâlanmış olan “Türkiye ile Suriye arasında arâzi mesâilinin kati sûrette hallini mutazammın” antlaşmanın birinci maddesiyle düzenlenmiştir.
Türkiyenin denizleri ve kıyıları:
Türkiye kuzeydenKaradeniz, güneyden Akdeniz ve batıdan
Ege Deniziyle çevrilmiştir. Bir de iç deniz durumunda
Marmara Denizi vardır. Bu denizler, yerkabuğunun yakın bir jeolojik geçmişte uğradığı alçalma ve çökme olayları neticesinde bugünkü biçimini almışlardır. Derinlikleri genel olarak pek fazladır. Kıta sahanlıkları ise oldukça dardır.
Yüzölçümü yaklaşık olarak 460.000 km2 olan Karadeniz oldukça derindir. Büyük bir kısmını, tabanı 2000 m dolayında olan bir çukurluk meydana getirir. Kıyılardan îtibâren hemen derinleşir. Tuzluluk oranı % 0.18 dolayındadır. Yaklaşık 200 mden sonraki derinliklerdeki suları oksijensiz olup, kükürtlü hidrojen gazı ile zehirlenmiştir. Bu yüzden balık türü azdır. Karadeniz sürekli bir su buharı ve ısı kaynağıdır ve suları fazla donmaz. Karadeniz kıyılarının uzunluğu 1600 km civârındadır. Dağlar kıyıya paralel uzadığından fazla girintili çıkıntılı değildir.
Güneyde yer alan Akdeniz de oldukça derindir. Tuzluluğu Karadenizdekinin iki katı olup % 0.39 civârındadır. Akdeniz kıyıları yaklaşık 2800 kmdir.
Akdenizin bir uzantısı olan Ege Denizinin kıyılarıysa oldukça girintili çıkıntılıdır. Kuş uçumu olarak en kısa kıyı durumundaki Ege kıyıları, dağların denize dik inmesi yüzünden meydana gelmiş girinti ve çıkıntılar da dâhil edilecek olursa yaklaşık 2800 km ile en uzun kıyı ünvânını alır. Buradaki ve diğer yerlerdeki adaların kıyı uzunluğu 1000 km civârındadır.
İstanbul ve Çanakkale boğazlarıyla dışarıya açılan kapalı deniz Marmaranın yüzölçümü yaklaşık olarak 11.000 km2 ve kıyılarının uzunluğu boğazlarla birlikte 1200 km civârındadır.
Türkiye, yüzey şekilleri (yer şekilleri) bakımından Alp-Himalaya dağ silsilesi üzerinde yer alır. Coğrafî
yapı îtibâriyle ülkenin meydana gelmesi jeologlara göre üçüncü zaman sonlarına doğru başlayıp, dördüncü zaman içerisinde tamamlanmıştır.
Ortalama yükseklik yaklaşık 1130 mye ulaşır. Sıradağlar ülkenin kuzeyi boyunca Kuzey Anadolu dağları ve güneyi boyunca Toroslar adıyla, doğu-batı doğrultusunda, geniş dâirevî yaylar çizerek uzanır. Bu sıradağlar, kıyı bölgelerine çok engebeli bir görünüm kazandırırlar. Böylece bu bölgeler, iç kısımlardan bu sıradağlar sâyesinde ayrılır. İç kısımlar, hemen her yandan sıradağlarla kuşatılmış olup, orta kısımlarında yayla ve ovalardan, geniş yüksek düzlüklerden meydana gelmektedir. Kuzey ve güney kenarlarda uzanan bu sıradağlar, doğuda birbirlerine yaklaşır. Ayrıca başka bâzı dağ sıralarının da ortaya çıkmasıyla doğu bölgesinde bu dağlar sıklaşır, karışır ve sanki bir düğüm meydana getirirler. Bu sebeple ülkenin doğu bölgesi daha yüksek ve dağlık bir hal alır. Güneydoğu Torosların güney etekleri orta yükseklikte geniş yaylalarla kaplıdır. Ülkenin batısında dağlar yine sıkışırlarsa da fazla yükseklik göstermezler. Bu bölgelerde denize dik uzanan orta yükseklikteki dağ sıralarının arasında geniş ve uzun ovalar yer alır. Kuzeybatıda, Marmara Denizi kıyıları ve çevresi Türkiyenin en az engebeli kısmını teşkil eder. Burada tepelik bölgeler ve orta yükseklikteki dağlar, ovalar ve havzalar mevcuttur.
Türkiye coğrafî yapı îtibâriyle yedi bölgeye ve bunlar da kendi içlerinde bâzı alt bölümlere ayrılır:
1.
Karadeniz BölgesiEn büyük bölgelerimizden biri olan Karadeniz bölgesi, ülkenin yaklaşık altıda birini ihitvâ eder. Doğuda Ermenistan ve Gürcistan sınırı, batıda Adapazarı Ovası ve
Bilecik dolayları, kuzeyde Karadeniz ve güneyde Çoruh ve Kelkit vâdilerini güneyden çeviren dağlarla çevrilidir. Batı, Orta ve Doğu Karadeniz alt bölümlerinden meydana gelir. Bu bölgede dağlar, doğuya doğru gittikçe yükselir ve kıyıya paralel birkaç sıra hâlinde uzanır. Kıyı bölgesinde Kızılırmak ve Yeşilırmak deltalarının meydana getirdiği geniş ovalar ve bunların hemen gerisinde 3500 myi aşan yüksekliğe sâhip
Rize Dağları bulunur. Bu dağların en yüksek noktası Kaçkar Tepesi 3932 m yüksekliktedir. Bu dağlar Kop ve Zigana geçitleriyle aşılır. Doğu Karadeniz bölümünün diğer iki dağı Akdağ ve Mescit Dağıdır. Orta Karadeniz bölümündeyse
Giresun Dağlarının batısında yer alan Canik Dağları bulunur. Küre ve Köroğlu dağlarının yer aldığı batı bölümünde iyice alçalan sıradağlar Kızılırmak Vâdisinden sonra tekrar yükselir ve Ilgaz Dağında bu yükseklik yaklaşık 2550 myi bulur.
Bölgenin önemli dağları:
Kaçkar Dağı (Rize) ............................ 3932 m
Üçdonuk Dağı (Rize) .......................... 3709 m
Bulut Dağı (Rize) ................................ 3562 m
Mescit Dağı (İspir) .............................. 3239 m
Karagöl Dağı (Giresun) ...................... 3107 m
Çakırgöl Dağı (Trabzon) .................... 3082 m
Kılıçlar Dağı (Giresun) ........................ 3039 m
Kop Dağı (Aşkale) .............................. 2918 m
Bölgenin önemli akarsuları:
Yeşilırmak:
Sivas yakınlarındaki Köse Dağından doğar; Çekerek,
Çorum, Kelkit suları ile Terkasan Çayını alır. Cıva Burnunda Karadenize dökülür. Uzunluğu 519 kilometredir.
Çoruh: Keşiş Dağından çıkıp BDT topraklarından Karadenize dökülür.
Türkiye sınırları içindeki uzunluğu 466 kilometredir.
Kızılırmak: Türkiyenin en uzun nehridir. Sivas Kızıldağdan doğar. Sivas,
Kayseri,
Nevşehir,
Kırşehir, Ankara,
Çankırı, Çorum ve
Samsun topraklarından aktıktan sonra Bafra Burnunda Karadenize dökülür. Uzunluğu 1182 kilometredir.
Sakarya: Emirdağ eteklerinde doğar. En büyük kolu olan Porsuk ile birleşir. Bilecikte Marmara bölgesine geçer ve Karadenize dökülür. Uzunluğu 824 kilometredir.
Bölgenin başlıca gölleri:
Gölün Adı Yüzölçümü (km2)
Balık Lagünü .............................................. 12
Semenlik Lagünü ........................................ 19
Tortum Gölü ................................................ 8
Melen Gölü .................................................. 5
2.
Marmara BölgesiMarmara bölgesi Trakya topraklarıyla Anadolu topraklarının kuzeybatı kısmını ihtivâ eder. Bölgenin doğusunda yüksek Anadolu Yaylası ve güneyinde de Kazdağı ve çevresi bulunur.
Ülkenin en küçük bölgesi olup, toplam yüzölçümün % 8ine sâhiptir. Marmara bölgesi Istranca(Yıldız) dağları, Ergene, Güney Marmara ve Çatalca-Kocaeli olmak üzere dört alt bölümden meydana gelir. Bölgenin başlıca dağlarından Samanlı (1600 m), Biga Dağları, Mudanya Tepeleri, Uludağ ve Kazdağı Anadolu toprakları üzerindedir.
Yıldız, Koru, Mayadağ ve
Tekirdağın bulunduğu Trakya topraklarının ortası çukur ve kenarları yüksektir. Bu kesimdeki Mayadağının yüksekliği yaklaşık 1030 myi bulur. En önemli havza ve ovalar ise; Ergene Havzası, Adapazarı, Pamukova ve İnegöl ovalarıdır.
Bölgenin önemli dağları:
Uludağ (Bursa) .................................. 2543 m
Domaniç Dağı (Bursa) ........................ 1845 m
Kaz Dağı (Biga) .................................. 1774 m
Mahya Dağı(Istranca) ........................ 1031 m
Ganos Dağı (Tekirdağ) ........................ 945 m
Kesetepe Dağı (Kapıdağı) .................... 782 m
Işıklar Dağı (Edirne) ............................ 924 m
Çene Dağı (Kocaeli) ............................ 645 m
Aydos Dağı (İstanbul) .......................... 537 m
Bölgenin önemli akarsuları:
Meriç Nehri: Bulgaristanın Radop Dağlarından doğar. Ege Denizine dökülür.
Türkiye topraklarındaki uzunluğu 185 kmdir.
Sakarya: Emirdağ eteklerinde doğan nehir, Bilecikte bölge topraklarına girer. Adapazarı sınırları içinde aktıktan sonra Karadenize dökülür.
Susurluk: Simav yakınlarında doğar. Marmara Denizine dökülür. Susurluk,
Balıkesir, Karacabey ovalarını sular. Uzunluğu 321 kmdir. Bunlardan başka bölgede ayrıca; Nilüfer, Kirmasti, Biga ve Gönen çayları da vardır.
Bölgenin başlıca gölleri:
Gölün Adı: Yüzölçümü (km2)
İznik Gölü ................................................ 298
Manyas Gölü ............................................ 166
Ulubat Gölü .............................................. 134
Sapanca Gölü ............................................ 47
Terkos Gölü ................................................ 25
Küçükçekmece Gölü .................................. 16
Büyükçekmece Gölü .................................. 11
3.
Ege BölgesiEge bölgesi tabanı girintili çıkıntılı olan Ege Denizi kıyılarına dayalı bir üçgen şeklindedir. Üçgenin tepe noktası
Afyon şehrinin doğusudur. Bölge kuzeyden Marmara bölgesi ve güneyden Sultandağları-Marmaris hattıyla çevrilidir. Ülkenin yaklaşık olarak onda bir yüzölçümüne sâhiptir. Ege Bölgesi, Asıl Ege ve İç Batı Anadolu alt bölümlerinden meydana gelir. Bu bölgenin genellikle denize doğru dik inen dağları arasında, doğu-batı doğrultusunda oluk şeklinde ovalar bulunur. Bunların
içerisinde en önemlileri Küçük Menderes, Büyük Menderes, Gediz ve Bakırçay ovalarıdır. Asıl Ege bölümünde yer alan bu geniş çöküntü ovalarının etrafını doğu-batı doğrultusunda uzanan orta yükseklikteki Kazdağı, Kozak, Bozdağlar ve
Aydın dağları çevirir. İç Batı Anadolu bölümünün ortalama yüksekliği 1000 m dolayındadır. Bu yaylaların üzerlerinde Murâd Dağı, Eğrigöz Dağı ve Emir Dağı gibi 2000 myi aşan engebeler bulunur.
Bölgenin önemli dağları:
Honaz Dağı (Denizli) .......................... 2528 m
Akdağ (Çivril) ...................................... 2446 m
Murâd Dağı (Uşak) ............................ 2309 m
Baba Dağı (Denizli) ............................ 2308 m
Sandıras Dağı (Menteşe) .................. 2295 m
Bozdağ (Menteşe) .............................. 2159 m
2. Alternatif : Türkiye
Türkiye; Birinci Dünya Savaşından sonra topraklarının büyük bir çoğunluğu kaybederek tarihe karışmış olan Osmanlı İmparatorluğunun yerine, bir milli mücadele olan Kurtuluş Savaşından sonra kurulan ve cumhuriyet yöneltilen devlet. Yüzölçümü 767.110 kilometrekare, nüfusu 27.754.820 dir. Başşehri
Ankaradır 29
Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetin ilan edilmesi ile kurulmuştur .Kurucusu ve ilk
Cumhurbaşkanı, Büyük Atatürktür. COĞRAFYA:
Türkiye topraklarının bir bölümü
Avrupa da Trakya adını alan bölgeden, öbür bölümü,
Asyada Anadolu yarımadasından meydana gelmiştir. Trakyada bulunan toprakların yüzölçümü 23.485 kilometrekare, Anadolu topraklarının yüzölçümü 743.643 kilometrekaredir.
Türkiye nin en güneyi (Hatay ilinin güney sınırı 35°, 29 ve en kuzeyi (Sinop yakınlarında İnceburun) 42°, 06 kuzey enlemindedir. Greenwich baş meridyenine göre batıda (İmroz adasının Avlaka burnu) 25°, 39 doğu boylamdan, doğuda (Kars ilinin
Türkiye -
İran -
Ermenistan sınırının birleştiği yer) 44° 47 doğu boylama kadar uzanmaktadır. Genel görünüşü ile bir dikdörtgen şeklindedir.
Türkiye, karadan Avrupada
Bulgaristan ve
Yunanistanla, Asyada
Suriye,
Irak ,İran ve Sovyetler Birliği ile; denizden ise kuzeyde
Karadeniz, Batıda
Ege denizi, güneyde
Akdenizle çevrilmiştir. Kara sınırlarının uzunluğu 2.631 (Bulgaristan 200,
Yunanistan 204 Suriye 789, Irak 378, İran 470, Sovyetler Birliği 590) kilometre deniz sınırlarının uzunluğu 5.483 kilometredir.
YÜZEY ŞEKİLLERİ: Türkiyenin ortalama yükseltisi 1.132 metredir.
Türkiye yüzölçümünün % 53 ü ortalama olarak 1.000 - 2.500 metre yükseltidedir. Yüzölçümünün % 10 kadarı ise, yükseltisi 250 metreden daha alçak olan yerlerdir. Türkiye, aynı zamanda çok
engebeli bir ülkedir: Kuzey ve güneyden yüksek kenar dağlarla çevrelenmiş ve ortası basık ve batıdan doğuya gidildikçe yükseltisi artan bir plato görünümündedir. Bu iç platonun yükseltisi,
İç Anadolu Bölgesinde 1.000 metre kadardır. Fakat doğuya gidildikçe artarak 2.000 metreye erişir. Doğu yönünde, kenar dağların da yükseltisi artar. Doğu-Batı yönünde uzanan kuzey ve güney kenar dağlarının, batıya yaklaştıkça yükseltileri azalır. Büyük dağ sıraları, Doğu Anadoluda
Erzurum Erzincan arasında ve iç batı Anadoluda birbirlerine yaklaşarak iki düğüm meydana getirirler. Buna karşılık, dağ sıraları Doğu Anadolu platolarında, İç Anadolu ve Ege çukur ovalarında üç yer de birbirlerinden uzaklaşırlar.
Kuzey Anadolu yüzey şekilleri Dağlık bir bölge olan Kuzey Anadoluyu kaplayan dağlara Kuzey Anadolu dağları adı verilir. Bu dağlar, doğudan batıya doğru alçalan sıralar meydana getirirler ve kıyı boylarınca devam ederler. İlk sıra kıyıyı yakından takip eder ve bazı yerlerde yamaçlar denize dalar. Bu sebeple Kuzey Anadoluda bir şerit gibi uzanan kıyı ovaları bulunmaz. Yalnız büyük küçük akarsu ağızlarında delta ovaları yerleşmiştir. Bu sırada doğuda
Rize dağları (Kaçkar dağı 3.937 m) ortada Canik dağları batıda İsfendiyar dağları gibi dağlar vardır. İkinci sıra dağlar arasında, doğudan batıya doğru Mescid, Kop, Ilgaz, Köroğlu dağları yer alır. Bu ikinci sıra dağlar, yer yer ırmakların meydana getirdiği ovalarla kesilmiş durumdadır. Kuzey Anadolu dağları, yurdun iç bölümlerini deniz etkisinden uzaklaştırır. Geçitleri fazla değildir. Kuzey Anadolu dağları Avrupanın genç dağlarını, Asyanın genç dağlarına bağlayan bir köprü durumundadırlar.
Güney ve Güneydoğu Anadolu yüzey şekilleri: Bu bölgeler de dağlık bölgelerdir Anadolu yu güneyden çeviren ve Doğu Anadolunun güney kenar dağlarını da meydana getiren dağlara, genel bir adla Toros dağları adı verilir. Bu duruma göre Toroslar, batıda Rodos adasının karşısında Dalaman çayında başlar ve İran topraklarına kadar uzanır. Batı, Orta ve Güneydoğu Torosları olmak üzere üçe ayrılırlar. Batı Toroslar,
Antalya körfezinin batısında ve doğusunda yer alırlar. Körfezi iki yandan çevirerek kuzeyde birbirlerine yaklaşırlar ve birbirleriyle karışırlar. Burada Göller Bölgesi denen engebeli bir alan meydana getirirler. Orta Toroslar,
Adana ovasını, batı, kuzey ve doğudan çevirirler. Güneydoğu Torosları, İskenderun körfezinin güneyinden başlarlar, Maraş yakınlarına sokulurlar, içbükey tarafı güneye bakan bir yay çizerek
Van gölünün güneyindeki
Hakkari dağlarına varırlar.
Batı Anadolu Yüzey şekilleri: Buranın yüzey şekilleri,
Ege Bölgesi ve İç batı Anadolu Bölgesi olmak üzere iki bölümde incelenir. Ege Bölgesi Doğu batı doğrultusunda uzanan ve kıyıya dikey inen dağ sıraları ile bu sıralar arasında kalan aynı doğrultudaki oluk vadilerden ve bu vadilerin tabanlarında yerleşmiş olan ovalar meydana gelmiş, yükseltisi az olan bir bölgedir, iç batı Anadolu İçbatı Anadolu Bölgesini Ege Bölgesinden ayıran bir eşik durumundadır. Burada güneydoğu-kuzeybatı doğrultusunda dağ dizilerine ve düzlüklere rastlanır.
Marmara Bölgesi yüzey şekilleri: Bu bölgenin yüzey şekilleri çeşitlidir. Anadolu yakasında Kuzey Anadolu dağlarının kolları uzanır. Dağ sıralarının arasındaki çukurluk alanlar, verimli ovalar alanıdır. Doğu Trakya bölümün de ise, yükseltileri az tek dağlar görülür, ovalık alanlar halindedir.
İç Anadolu yüzey şekilleri: İç Anadolu, çevresindeki yüksek bölgelere göre, ortalama yükseltisi 1.000 - 1.200 metre olan düzlükler alanıdır. Bu düzlüğün bazı yerleri ovalık ve çukur alanlardır; batı yerlerinde de yer yer tel dağlar yer alır.
Doğu Anadolu yüzey şekilleri: Bu bölge, Türkiyenin en yüksek ve engebeli bölgesini içine alır. Ortalama yükseklik. 2.000 metre civarındadır. Bura da sıradağlar, tek tek dağlar, üzerinde dağlar oturmuş yüksek yaylalar, akarsu vadilerinde yüksek ovalar gibi çok çeşitli yüzey şekilleri yer alır.
KIYILAR: Türkiye, Karadeniz Ege denizi, Akdenizle çevrelenmiştir. Kuzeybatıda
Marmara denizi, büyük bir göl gibi, topraklarımız arasında bir iç denizdir. Kıyılarımızın uzunlukları şunlardır : Karadeniz kıyısı 1.546 kilo metre, Marmara kıyısı 947 kilometre Ege kıyısı 2.377 kilometre, Akdeniz kıyısı 1.560 kilometre. Kıyıların genel toplamı 6.430 kilometredir.
Karadeniz kıyıları : Dağlar deniz paralel olarak uzandıklarından, Karadeniz kıyıları az girintili çıkıntılıdır. Kıyılar genel olarak yüksektir. Bazı yerlerde alçak delta ovaları meydana gelmiştir. Kıyılar doğuda geniş bir yay çizerek bir girinti batıda ise bir çıkıntı meydana getirmektedir.
Marmara kıyıları : Marmaranı Trakya bölümü düzdür. Anadolu kıyıla ise, girintili çıkıntılıdır. Burada karaya oldukça sokularak bir girinti meydana getiren İzmit körfezi, Gemlik körfezi, Erdek ve Bandırma körfezleri vardı Burada aynı zamanda Samanlı ve Kap dağ yarımadaları da meydana gelmişti Marmara denizi,
İstanbul boğazı Karadenize
Çanakkale boğazı ile Ege denizine açılır. Bu iki boğaz da, önemli deniz yolları durumundadır.
Ege kıyıları: Ege denizi kıyıların girinti ve çıkıntıları pek çoktur. Burada, dağlar kıyılara dik olarak uzanmıştır ve zamanla çökmeler olmuştur. Bu sebeplerle Ege denizi kıyıları, Anadolu yarımadasının en çok girintili çıkıntılı kıyılarını meydana getirir. Burada, Karaburun, Bodrum ve Marmaris yarımadaları gibi çıkıntılar ve Çandarlı,
İzmir, Kuşadası, Mandalya, Kerme körfezleri gibi girintiler yer alır. Bu kıyıların en işlek limanı, İzmirdir.
Akdeniz kıyıları: Bu kıyılar da Karadeniz kıyıları gibidir. Burada da dağlar, kıyıya paralel olarak uzandıklarından girinti ve çıkıntıları fazla değildir. Korunurlu limanlar burada da bulunmaz. Orta Torosların uzantısına uygun olarak Taşeli platosu ve Teke yarımadası, iki büyük çıkıntı meydana getirmektedir. Bunlar arasında büyük Antalya körfezi ve daha doğuda Mersin ve İskenderun körfezi yer alır. Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin birleşik deltaları önünde büyük bir kıyı ovası görülür.
İKLİM : Türkiyenin ikliminde üç esas sebep rol oynar : a -
Coğrafya konumu: Türkiye, dünya üzerinde sup tropikal bölge de bulunmaktadır. Bu sebeple
Türkiye de sıcaklık, daha kuzeyde bulunan ülkelere göre daha fazladır. Kışlar, genel olarak daha ılıman, yazlar daha sıcak geçer. Yazın kurak kuzey rüzgarlarının, kışın yağış getiren batı rüzgarlarının etkisi çoktur, b) - Kara ve deniz dağılışı: İki yarım adadan meydana gelmiş olan Türkiye, genel olarak çevresindeki denizlerin büyük etkisi altında kalır. Denizler,
Türkiye için bir sıcaklık kaynağıdır. Aynı zamanda, yarımada olmasının özelliği,yağışın artma oranında da etkilidir, c) - Yüzey şekilleri ve yükselti: Yüzey şekilleri de iklimde önemli rol oynar. Kuzey ve güneyde kıyılara paralel uzanan kenar dağları, deniz ikliminin daha içerlek bölgelere girmesine engel olur. Günlük ve mevsimlik sıcaklık farkları, kıyılarda daha az olduğu halde, içerideki bölgelerde daha fazladır. Dağların bu durumu, yağışa da etkilidir. İçerdeki kısımlarda yağış oranı düşüktür. Kuzey ve güney kıyılarındaki bu duruma karşılık Ege ve Marmara denizleri bölgelerinde durum değişiktir. Ege denizinde dağlar kıyıya dik olarak uzandıklarından, bu bölgelerde deniz etkisi çok içerlere kadar uzanır. Fakat, daha içerde kalan bölgelerde, yükselti durumun. dağların denize olan uzaklık ve yakınlıklarına göre, iklim çeşitleri kendini gösterir.
İklim tipleri ve bölgeler : İklimde etkili olan bu sebepler, Türkiyede değişik iklim tipleri ve iklim bölgelerinin meydana gelmesi sonucunu doğurmuştur. Türkiyede başlıca üç esas iklim tipi vardır: a - Akdeniz iklimi: Bu iklim tipi, Akdeniz kıyıları, Ege kıyıları ve
Marmara Bölgesinin bir bölümünde görülür. Akdeniz ikliminde yazlar sıcak olur. Yılın en sıcak ayının ortalaması bazı yerlerde 28° ye kadar ulaşır. Kış ılık geçer. En soğuk ayın ortalaması 5-100 arasındadır. Bu duruma göre yıllık sıcaklık farkı, 17-20° arasındadır. Yıllık yağış miktarı, ortalama derecede ve 50-80 santimetre arasındadır. Yaz mevsimi hemen hemen kurak geçer. Asıl yağış mevsimi kıştır, b - Doğu Karadeniz iklimi: Doğu ve Orta Karadeniz kıyılarında görülür. Bu iklim tipinde yazlar, Akdeniz iklimine göre daha az sıcak geçer. En sıcak ayın ortalaması 24° yi geçmez. Kışlar, Akdeniz iklimine göre, daha soğuktur. En soğuk ayın ortalaması 6-7° dir. Yıllık yağış oranı fazladır.
Sinop ve
Samsun arasındaki kıyı şeridinin dışında yağış, hemen her yerde bir metreden fazladır. Yağış oranı doğuya gidildikçe artar. Rizede 2,5 metreyi bulur. Yağış, mevsimlere göre düzenli dağılmıştır, hemen her mevsim, eşit oranda yağış alır. Bununla beraber en az yağmur baharda, en çok yağmur sonbaharda düşer, c- İç kısımların karasal iklimi: Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile iç anadoluda görülür. Böylece Anadolu (Trakya da buna dahildir), Deniz etkisinden oldukça az faydalanan geniş bir iklim tipini gösterir. Bu iklimde kışlar soğuk, yazlar sıcak geçer. Yıllık sıcaklık farkı fazladır (çoklukla 20° den fazladır). Fakat bu karasal iklim, Anadolunun her tarafında aynı değildir.
Kış soğukları, İç Anadolu dan kuzey doğu platolarına gidildikçe artar.Yazın sıcaklık oranı ise, Güneydoğu Anadolu yörelerinde çok artar. Türkiyenin en soğuk bölgeleri de Erzurum ve
Kars platosudur. Buralarda toprak kışın süreli olarak kar ile kaplıdır. Buralarda en yağışlı mevsim yaz, en kurak mevsim de kıştır.
Bitki toplulukları :
Türkiye nin bitki toplulukları, iklim tiplerine göre değişiklik gösterir.
Akdeniz Bölgesi, yağışın az olması sebebiyle, orman gelişimine elverişli bir bölge değildir. Bu sebeple burada ormanlar, ancak yağışın arttığı dağ yamaçlarına çekilmiş durumdadır. Daha alçaklarda ise kuraklığa uymuş, küçük ve sert topraklı zeytinlik ve kurakçıl meşeler bulunur. Bunların dışında bu bölge bitkilerinin tipik örneği, maki adı verilen bodur ağaçlardan ibaret kalır.
Karadeniz Bölgesi, ormanların gelişimine uygun olan bir bölgedir. Bu sebeple, yağışın çok olduğu Karadeniz yöreleri, sık ormanlarla kaplı yörelerdir. Bu ormanlık yörelerin dışında kışları yapraklarını döken ağaçlar, geniş alan kaplarlar. İç bölümlerde bulunan bitki toplulukları ise, step lerde bulunan bitki topluluklarını içine alır. Burada, yaz ve kış arasındaki sıcaklık farkının fazla olması, yağışın az olması, buna karşılık buharlaşmanın (yazları sıcaklığı sebebi ile) fazla olması, kurakçıl, seyrek bir ot topluluğunun meydana gelmesi sonucunu doğurmuştur. Bunların dışında ağaç toplulukları, yağışa daha fazla uğrayan dağ yamaçlarında yer alır. Bunlarda da çoklukla iğne yapraklı ağaç topluluklarına rastlanır.
AKARSULAR : Türkiyede bir çok akarsu vardır. Bunlar dağların dağılış durumundan ve
Türkiye nin genel olarak iki yarımadadan meydana gelmiş olmasından oldukça kısadırlar. Sular da her zaman devamlı akmaz, Düzensiz bir rejim içindedirler. Akarsuların çoğu, karların eridiği bahar aylarında taşarlar. Yazları ise, yağışın azlığından ve buharlaşmanın çokluğundan sular çok azalır, hatta küçük olan bazı akarsular, bütün bütün kurur. Kışları kar şeklinde yağış alan
Doğu Anadolu Bölgesi akarsuları ise, kışları bile suları az olan akarsulardır. Akarsuların çoğunun kaynakları yüksektedir; buna karşılık boyları da kısa olduğundan yavaş akmak imkanını bulamazlar.
Türkiyenin akarsu havzaları, akarsuların, sularını boşalttıkları denizlere göre değişiktir. Bunlar arasında, Karadeniz, Akdeniz, Ege denizi, Marmara ve Basra körfezi havzaları ile, sularını hiç bir denize boşaltmayan kapalı bir havza Türkiyenin akarsu havzalarını meydana getirmektedir.
Karadenize dökülen akarsular : Doğu Karadeniz Bölgesinin en önemli akar suyu Çoruhtur. Bundan başka Karadeniz Bölgesinde bulunan ırmaklarımız arasında Yeşilırmak ve Kızılırmak yer alır. Kızılırmak, nehirlerimizin en uzunudur. Kızıldağdan çıkar,
Sivastan geçer,
Kayseriye yaklaşarak. İç Anadolu da büyük bir yay çizer ve büyük bir delta meydana getirerek Karadenize dökülen
Sakarya, ülkemizin ikinci büyük nehridir.
Marmaraya dökülen akarsular : Bunlar Anadolu yakasından gelirler. Bunların içinde en önemlisi Susurluktur. Bu su, çeşitli akarsuların da içine alarak Marmaraya dökülür.
Egeye dökülen akarsular : Bu bölgede oldukça uzun ve çok akarsu, Ege denize dökülür. Gediz, Küçük Menderes, Büyük Menderes ve daha başka irili ufaklı akarsularla Trakyada bulunan Meriç, önemli akarsulardır.
Akdenize dökülen akarsular : Bu bölge içindeki akarsular arasında özellikle Göksu, Ceyhan, Seyhan önemlidir. Bunlar, Torosların önünden Akdenize ilerleyerek çok verimli ve geniş bir alan meydana getirirler.
Basra körfezine dökülen akarsular.Bunlar,
Türkiye topraklarından doğan en uzun akarsulardır. Fırat, Karasu ve Murat nehirlerinin birleşmesinden meydana gelir. Diclede Zab.
Batman ve Boton suları alır. Bu iki nehir de güneyde sınırlarımızdan çıkarak Irakta Şattülarap nehrini meydana getirirler ve Basra körfezine dökülürler.
Hazar denizine dökülen akarsular : Hazar denizine bir kaç akarsu dökülür ise de, bunların içimde en önemlileri Aras ırmağıdır. Bunun da en önemli kolu Arpaçay dır.
GÖLLERİMİZ : Memleketimizde, irili ufaklı pek çok göl bulunmaktadır. Bunlardan en büyüğü Van gölüdür. Yüzölçümü 3.764 kilometrekaredir. Yüzeyi denizden 720 metre yüksekliktedir. Derinliği 100 metreyi geçer. Dışarıya su göndermez, bu sebeple suyu tuzludur. Tuzluluk oranı binde 20 kadardır. Bu tuzların büyük bir kısmını da soda meydana getirir ve göl suyuna acı bir tat verir. Bu sebeple Van gölünde balık yaşamaz. Ancak, akarsuların göle döküldüğü yerlerde balık görülür. Gölün suları yazın kabarır ve kışın alçalır. Koçhisar gölü adı altında tanınan Tuz gölü, ülkemizin ikinci büyük gölüdür. Yüzölçümü 1.620 kilometrekaredir. Kurak bir bölgede bulunduğu için derinliği azdır, hatta yazları oldukça daralır ve çevresinde bir tuz tabakası meydana gelir. Üçüncü büyük gölümüz, Beyşehir gölüdür. Van ve Tuz gölüne oranla daha az yer kaplar. Çok su alır ve fazla sularını Suğla gölüne akıtır. Biraz daha ufak olan Eğridir gölü, ortasından ikiye ayrılmış gibidir. Suları tatlıdır.
Burdur gölü ile Acı gölün suları ise tuzludur.
Bunlardan başka, Marmara Bölgesinde bulunan göllerimiz vardır, iznik gölü Ulubat ve Manyas gölleri. Sapanca gölü bu çevrenin önemli göllerindendir.
TARİH : Birinci Dünya Savaşı yenilgisinden sonra imzalanan Sevr antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu altı yüz yıla varan tarihi kapatmıştır. Türk yurdunun, düşman saldırısı ile karşı karşıya kalması üzerine, Türk milleti hürriyetini ve bağımsızlığını kazanmak için Milli Mücadelesine başlamıştır. Büyük Atatürkün 19
Mayıs 1919 da Samsunda Anadolu topraklarına ayak basması ile başlayan bu mücadele, pek zor şartlar içinde ve pek güç geçmiş, 9 Eylûl
1922 de düşman ordularının Akdenize sürülmeleri ile, Türk ordusunun ve Türk milletinin zaferi ile son bulmuştur. Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra Mudanya mütarekesi imza edilmiş, 24
Tamamı için linke tıklayın" href="http://ansiklopedi.bibilgi.com/Temmuz">Temmuz 1924 tarihinde imza edilen Lozan antlaşması ile de kurtuluş Savaşı ve Türk milletini bağımsızlık mücadelesi, dünya milletleri tarafından kabul edilmiştir.
Kurtuluş Savaşını Osmanlı İmparatorluğu ile ilgisi olmadan Türk milleti adına yöneten
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti nin hukuki durumuna daha gerçek bir anlam vermek düşüncesi ile Büyük Atatürkün önderliğine yapılan çalışmalar sonucu da 29 Ekim1923 günü, cumhuriyet ilan edilmiştir.Milli Mücadelenin önderliğini yapan Büyük Mustafa Kemal, Cumhuriyetin ilan edildiği gece,
Türkiye Cumhuryetinin ilk cumhurbaşkanlığına seçilmiştir.
Cumhuriyetin ilan edilmesi ile başlayan bu yeni mücadelede, Türk milletini daha hür daha medeni kılmak çağdaş medeniyet seviyesine ulaştırmak için ,yeni yeni kanunlar kabul edilmiş yeni müesseseler kurulmuş ve Atatürk Devrimleri meydana gelmiştir.
Saltanatın kaldırılmasına rağmen (1
Kasım 1922), İstanbulda halife olduğu halde bir hükümdar gibi hareket etmekten çekinmeyen Abdülmecit Efendinin hareketleri karşısında, 3
Tamamı için linke tıklayın" href="http://ansiklopedi.bibilgi.com/Mart">Mart 1924 tarihinde halifeliğin kaldırılmasına karar verilmiş ve Osmanlı hanedanı sınır dışı edilmiştir. Aynı gün Büyük Millet Meclisinde kabul edilen bir kanun da gericiliğin ve irticanın bir kaynağı durumunda olan medreseler kapanmış tek bir öğretimin uygulanması kabul edilmiştir.
Bu yıllar içinde Doğu Anadoluda yapılmakta olan devrimler aleyhine bir ayaklanma baş göstermiş, 11
Şubat 1925 tarihinde Şeyh Saitin başkaldırması ile meydana gelen bu hareket, genç cumhuriyet kuvvetlerinin başarısı ile son bulmuştur.
Atatürk bir taraftan memleketin çeşitli dertleri ile didişirken, bir taraftan da devrimlerini uygulamak yolundaki çalışmalarına devam etmiştir.
25 Kasım 1925 ten itibaren medeni kıyafet kabul edilmiş, 30 Kasım 1925 kabul edilen bir kanunla tekke ve ziyaretler kapatılmış, 26
Aralık dan itibaren de milletlerarası saat ve takvim bizde de uygulanmasına başlanmıştır, 17 Şubat
1926 tarihinde kabul edilen Medeni Kanun ile Türk vatandaşlarının medeni Türk toplumundaki durumu, Batı medeniyetindeki gibi belirli ve medeni bir şekil almıştır .
24 Mayıs
1928 de milletlerarası rakamlar kabul edilmiş, 3 Kasım 1928 den itibaren de Latin alfabesinin uygulanmasına geçilmiştir. Bundan sonra yapılan devrim hareketleri ile
Türkiye Cumhuriyeti Batı anlamına bir cumhuriyet olma özelliği kazanmıştır.
Türk Milletini çağdaş medeniyet seviyesine ulaştırmak yolunda devam eden bu çabaların yanı sıra, yurtta sulh, cihanda sulh anlayışı içinde anlaşmalarına güvenilir bir devlet olmamız yolundaki çalışmalar devam etmiştir. 9 Şubat
1934 de imza edilen Balkan antlaşması, Boğazlar konusunda yeni kararların kabul edildiğini gösteren Montrö antlaşması, 10 Temmuz
1937 de imza edilen Sadabad Paktı,
Hatayın barış yolları içinde anavatana katılması bu çalışmaların örnekleridir.
15 yıla varan Cumhurbaşkanlığı zamanında Büyük Atatürk, yapılan bütün tedavilere rağmen, yakalandığı hastalıktan kurtulamamış ve 10 Kasım
1938 günü, ebediyen aramızdan ayrılmıştır.
11 Aralık 1938 de Büyük Millet Meclisi,
İsmet İnönünü İkinci Cumhurbaşkanlığına seçmiştir. İsmet İnönünün Cumhurbaşkanlığının ilk yılları, bütün dünyada, İkinci Dünya Savaşının çıkış ve şiddetle devam ediş yıllarına rastlar. İsmet İnönü, bu büyük savaşı, hür ve demokratik milletler safında geçirmemiz ve büyük savaş tehlikesini yurdumuza sıçratmamamız için durmadan didinmiş, böylece Türkiye, İkinci Dünya Savaşını, savaşa katılmadan geçirmiştir.
1945 yılında Dünya Savaşının son bulması üzerine, Türkiye, bir taraftan Miletler Cemiyetinin yerine daha büyük bir küvetle kurulmakta olan Birleşmiş Milletlere üye olmuş, bir taraftan da, ülkemizdeki tek partili demokrasiye son vermek ve ülkeyi, çok partili rejim içinde ve demokratik bir düzende yönetebilmek için, bu hayatın gereklerini yerine getirmeğe başlamıştır. Bu sebeple,
1945 yılından itibaren, Cumhuriyet Halk Partisinden başka siyasi partilerin kurulmasına müsaade edilmiş, bu yolla kurulan partiler, yapılan seçimlere katılmışlardır. 14 Mayıs
1950 tarihinde yapılan genel seçimlerde, Cumhuriyet Halk Partisi, Büyük Millet Meclisindeki çoğunluğu, yeni kurulmuş olan Demokrat Partiye devretmiş, bu sebeple de iktidar, Cumhuriyet Halk Partisinden, Demokrat Partiye geçmiştir. Türkiyenin üçüncü Cumhurbaşkanlığına, Demokrat Partinin lideri olan
Celal Bayar getirilmiştir.
Demokrat Parti iktidarı, ilk yıllarında ülkede yeni bir düzen kurmağa çalışmış ve yapılan
1954,
1957 seçimlerinde Büyük Millet Meclisinde çoğunluğu muhafaza ederek, iktidarda kalmasını bilmiştir. Ancak, özellikle 1957 yılından sonra, Demokrat Parti yöneticilerinin, ülkede takınmağa başladıkları tavır, plansız ve hesapsız para harcamaların çeşitli suiistimallerin sonucu meydana gelen büyük ekonomik kriz, Türkiyede çok iyi niyetlerle başlamış bulunan demokratik düzen içinde yaşama çabasına gölgeler indirmeğe başlamıştır. Bu sebeple, Demokrat Parti iktidarına karşı muhalefet artmış, buna karşılık, Demokrat Parti yöneticileri tarafından çıkarılan yeni kanunlarla, çeşitli demokratik ve bilimsel müesseseler, kayıtlar altında alınmağa başlamıştır.
İşte bu sonu gelmez gidişin bir sonucu olarak, 27 Mayıs
1960 günü, Türk Silahlı Kuvvetleri, memlekette bir kardeş kavgasına meydan vermemek için, Demokrat Parti iktidarına son vermiş, Türkiyeyi, normal hukuk düzeni kurulması şartlan hazırlanana kadar, Milli Birlik Komitesi kanalı ile yöneltmeğe başlamıştır. Bir taraftan da, on yıllık iktidarları sırasında, Demokrat Parti yöneticileri ve Demokrat Parti adına çalışmış olanlar, yaptıkları bütün kanunsuz işlerinin Türk yargı heyeti karşısında hesaplarını verebilmek için, Yüksek Adalet Divanı kurulmuş ve bu büyük siyasi davalara, Yassı ada da bakılmıştır. Demokrat Parti yöneticileri, Türk kanunları karşısında suç olan bu fiilleri sonucu, çeşitli cezalara çarptırılmışlardır. Beri taraftan, Milli Birlik Komitesi yeni bir Anayasa düzenlenmesi için gerekli olan her şeyi yapmış, bu yeni anayasamız, 9 Temmuz
1961 tarihinde halkoyuna sunularak kabul edilmiş, 15 Ekim 1961 de yapılan genel seçimlerden sonra da, Milli Birlik idaresi fiilen son bularak, Türkiyede yeniden, demokratik düzene önem veren, kanunları ve anayasayı ön planda tutan bir hükümet kurulmuştur.
3. Alternatif : Türkiye
|-
| align=center colspan=2 style="background:
f9f9f9;" | 300px
|-
| Resmî dil || Türkçe
|-
| Başkent || Ankara
|-En büyük şehir || İstanbul
| Devlet şekli || Cumhuriyet
|-
| Yönetim biçimi || Demokrasi
|-
| Kurucusu || Mustafa Kemal Atatürk
|-
| Cumhurbaşkanı || Abdullah Gül
|-
| Başbakan || Recep Tayyip Erdoğan
|-
| Yüzölçümü|| İzdüşüm alanı (harita üzerinde) 779.452 km²
; gerçek alanı 814.578 km²
. Dünya yüzeyinin %1,3'ünü kaplar, en geniş 36. ülkedir. Avrupa'da Rusya'dan sonra 2. sırada yer alır.
|-
| Nüfus||70.586.256
(2007 nüfus sayımı)[Türkiye İstatistik Kurumu haber bültenihttp://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=3894]
|-
| Nüfus yoğunluğu || 92 kişi/km²
|-
| Millî günler||23 Nisan: TBMM'nin açılışı (1920)
19 Mayıs: Kurtuluş Savaşı'nın başlaması (1919)
30 Ağustos: Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması (1922)
29 Ekim: Cumhuriyetin ilanı (1923)
|-
| Millî gelir, Cari (GSMH)
|658.8 milyar ABD Doları (2007)[Türkiye İstatistik Enstitüsü: Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (1998 Bazlı)http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=3912]
|-
| Millî gelir, SAGP (GSMH)
|1.026 trilyon ABD Doları (2008 tahmini)
|-
| Kişi başına düşen millî gelir
|9.333 ABD Doları (2007)
14.535 ABD Doları (2007)
|-
| İhracat
|114 milyar ABD Doları[http://www.ntvmsnbc.com/news/441218.asp]
|-
| İthalat
|175.7 milyar ABD Doları[http://www.ntvmsnbc.com/news/437586.asp]
|-
| Yıllık Enflasyon
|TÜFE: %9,10 (2008 Şubat)[http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=1900]
ÜFE: %8,15 (2008 Şubat)[http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=1899]
|-
| Para birimi || Yeni Türk Lirası (YTL)1
|-
| Saat dilimi
- Yaz saati
| EET (UTC+2)
EEST (UTC+3)
|-
| Millî Marş ||İstiklâl Marşı
|-
| Millî renkler ||Kırmızı ve beyaz
|-
| İnternet alan adı || .tr
|-
| Telefon kodu || +90
|-
| colspan=2 align=left|1 1 Ocak 2005'den itibaren Yeni Türk Lirası; eski birim Türk Lirası.
|}Türkiye, resmî adıyla Türkiye Cumhuriyeti (), Kuzey yarımkürede, Avrupa ve Asya kıtalarının kesişme noktasında bulunan bir ülkedir. Ülke topraklarının büyük bir bölümü Anadolu yarımadasında, kalanı ise Balkan Yarımadası'nın uzantısı olan Trakya'da bulunur. Ülkenin üç yanı Akdeniz, Karadeniz ve bu iki denizi birbirine bağlayan Boğazlar ile Marmara Denizi ve Ege Denizi ile çevrilidir. Komşuları Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan (Nahçıvan Özerk Bölgesi ile), İran, Irak ve Suriye'dir.
Çağdaş Türkiye, Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı sonunda yıkılmasından sonra, imparatorluğun Türk nüfus çoğunluğuna sahip toprakları üzerinde kurulmuştur. 1923 yılında cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal Atatürk, çağdaş Türk devletinin kurucusu olarak kabul edilir.
Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Konseyi ve İslam Konferansı Örgütü Türkiye'nin üye olduğu uluslararası örgütlerdendir. 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren Avrupa Birliği'ne tam üyelik için müzakerelere başlanmıştır.
2007 yılı itibariyle Türkiye'de kişi başına düşen milli gelir 10.000 Amerikan Doları'na yaklaşmıştır. Kökenbilim
Bilim adamları ve araştırmacılar Türkiye sözcüğünün İtalyanca'dan geldiğini kabul ederler. Tarihçi İlber Ortaylı bir makalesinde Cenevizli ve Venedikli tüccar ve diplomatların, 12. yüzyılda, Türkiye'yi Turchia ve Turmenia olarak tanımladıklarını belirtir.[http://www.tarihportali.net/tarih/index.php?topic=842.0;wap2] Ayrıca, Türkiye adı ilk defa 1190'da bir yazılı kaynakta, Haçlı Seferi vak'ayinamesinde geçmektedir. Abdulhaluk Çay ise Turchia tanımını çok daha gerilere götürür ve Turchia tabirine ilk defa 6. yüzyılda Bizans kaynaklarında rastlandığını belirtir ve şöyle der "Bu tabir 9. ve 10. yüzyıllarda İdil/Volga Nehri'nden Orta Avrupa'ya kadar uzanan saha için kullanılmıştır. Bu kullanımın Kafkasya bölgesinde Hazar Kağanlığı için Doğu Türkiye’si, Arpad Hanedanı'nın kurduğu Macar Devleti için Batı Türkiyesi şeklinde olduğunu ve aynı tabirin 12. yüzyıldan itibaren Anadolu için kullanıldığını belirtir. Tarihte 13-14. yüzyıllarda Mısır Memlukları de Türkiye adını kullanmışlardı: ed-devlet üt Türkiya (1250-1387). Batılılar, Turchia halkına hiçbir zaman Türkiyeli demeyip, Türk (Turc) demişlerdir[http://www.tarihportali.net/tarih/index.php?topic=842.0;wap2].
Osmanlı devletinde, 19. yüzyıla kadar Türkiye adı kullanılmadı; Devlet-i Âliyye, Devlet-i Osmaniye, Memalik-i Şahane, Diyar-ı Rum adları kullanıldı. Daha sonra, Genç Osmanlılar arasında Osmaniye yerine Türkistan, Türkeli, Türkili gibi adlar önerildiyse de, Orta Asya'da Türkistan adlı bir devlet olduğundan bu benimsenmedi. Anayasada (1921) "Türkiye" adı yazıldı ve 1923'de Türkiye adı resmi olarak kabul edildi. Tarih
Türk Tarihi
Anadolu Türklerinin tarihsel süreci günümüzden geçmişe şöyledir;
Osmanlı İmparatorluğu,Safevi Devleti
Anadolu Beylikleri
Anadolu Selçuklu Devleti
İlk Türk Beylikleri
İlhanlılar
Harzemşahlar
Selçuklular
Karahanlılar
Uygurlar
Göktürkler
Büyük Hun İmparatorluğu Türkler ve Anadolu
Anadolu Asya kıtasının güneybatı ucunda yer alan bir yarımadadır. Anadolu'nun diğer isimleri Ön Asya, Küçük Asya ve ''Asya Minördür. Küçük Asya tabiri, aynı anlama gelen Latince ''Asia Minor ve Yunanca ????? ????/Mikra Asia'dan türemiştir. Anadolu kelimesi Rumca'da yer alan doğu ve gün doğumu anlamlarına gelen Anatolia kelimesinden gelmektedir ve tarihi belgelerde bölge adı olarak kullanılmamıştır.
Bölge için Türkiye adının ilk olarak Roma-Cermen İmparatoru Frederick Barbarossa (1123-1190) tarafından verildiği belirtilmektedir.Resmî kayıtlarda ise, 19. yüzyıl Büyük Britanya yazışmalarında geçer.Anadolu'da Türk devletlerinden önce Bizans İmparatorluğu vardı. Türkler Anadolu'ya geldiklerinde, Anadolu'da Peçenek-Kıpçak-Oğuz gibi Türk boylarına mensup yoğun bir Türk kitlesi bulunuyordu. Bu Türkler, Bizans tarafından Anadolu'ya doğudan gelen akınlardan korunmak için yerleştirilmişti.Bunun dışında Anadolu'da salgın hastalıklar ve savaşlar yüzünden nüfusu gittikçe azalan Bizans ve Anadolu halkı bulunmaktaydı. İlber Ortaylı'ya göre; Bizans halkı ile karışım başta din olmak üzere çeşitli sebeplerle hiç olmamış ya da en az seviyede olmuştur.
Anadolu medeniyetleri;
Hititler
Asurlular
Frigler
Lidyalılar
Urartular
İyonyalılar
Likyalılar
Bizans medeniyeti;
Bizans'tan kalan terekenin sahibi Türkiye'dir; Bizans'ın gerçek varisi de Türkiye'dir.Selçuklular Osmanlı İmparatorluğu
left]]
Osmanlı Devleti, Devlet-i Âliyye-i Osmaniyye (ya da Osmanlı İmparatorluğu)[İmparatorluğun diğer isimleri “Âl-i Osman”; “Devlet-i Âliye”, “Devlet-i Ebed-Müddet”, “Memâlik-i Mahrûse” veya “Memâlik-i Mahrûse-i Osmanî” Kaynak: Prf. Salih Özbaran: Bir başka Osmanlı kimliği Rumilik ] 1299 senesinde şimdiki Türkiye Cumhuriyeti'nin Bilecik ilinin Söğüt ilçesinde, Anadolu Selçuklu Devleti zamanında Osman Bey tarafından Osmanlı Beyliği olarak kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Tarihi
Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk ve silah arkadaşları tarafından, İstiklal Savaşı'nın kazanılması ile, 1. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmış ve savaşı kazanan devletlerce paylaşılmış Osmanlı İmparatorluğu'nun Anadolu ve Trakya'da kalan toprakları üzerine kurulmuştur. İstiklal Harbi, Misak-ı Milli sınırları içinde ülke bütünlüğünü korumak, milli egemenliğe dayalı, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak için tüm milletçe girişilen, çok cepheli bir savaştır.
Kurtuluş Savaşı'nda düşmana karşı koyan, ülkenin direniş örgütlenmeleri ve güçleri olan milli güçler, Osmanlı'nın son ordusu ile Kurtuluş Savaşı milis ve gönüllülerinden oluşan Kuvayı Milliye'dir.
Kuvayı Milliye, ülkenin dört bir yanının Yunan, İngiliz, Fransız, İtalyan birliklerince ele geçirildiği, Mondros Mütarekesi ile ülkeye ağır koşulların dayatıldığı, Osmanlı ordusunun silahlarının alınıp dağıtıldığı, her şeyin bitti sanıldığı günlerde, milletin tepkisi olarak doğan bir halk direnişidir.
12 Haziran 1919'da Havza'dan Amasya'ya gelen Mustafa Kemal Paşa buradan yayımladığı bildiri ile ülkenin içine düştüğü durumu açıklıkla saptıyor, çözümün bütün güçlerin birleşmesinden geçtiğini vurguluyordu. Mustafa Kemal Amasya'da Anadolu ve Rumeli'de kurulan Müdafaa-i Hukuk Dernekleri'ni birleştirme, kongreler yaparak tüm milletin kesin kararına dayalı yeni bir yönetim kurma amacıyla Amasya Tamimi'ni hazırlamıştır.[TBMM-Millî Egemenliğe Geçiş ]
Bu tamim milli egemenliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması yolunda atılan ilk adımdır. Milletin teşkilatlandırma ve mücadele yöntemleri belirginleşmiştir. Milli Egemenlik ve milli bağımsızlık fikri ilk kez ortaya atılmıştır.
8 Temmuz'da İstanbul'a görevinden ve askerlikten ayrıldığını bildirerek, Osmanlı Hükümeti ile tüm ilişkilerini sona erdiren Mustafa Kemal ertesi gün Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Erzurum Şubesi'nin başkanlığına seçildi. 23 Temmuz 1919'da Mustafa Kemal'in başkanlığında toplanan Erzurum Kongresi'nde alınan karar;thumbMilli direnişi oluşturmada ikinci büyük adım olan ve 411 Eylül 1919 tarihinde yapılan Sivas Kongresi'nde Mustafa Kemal Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin başkanı olarak seçilerek Milli Kurtuluş Savaşı'nın yetkili lideri haline gelmiştir.
27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Mustafa Kemal Ankara'yı Anadolu'daki direniş hareketinin merkezi olarak seçmiştir.
İstanbul'un işgalinden üç gün sonra, Atatürk ünlü 19 Mart 1920 tarihli bildiriyi yayımlayarak, olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin Ankara'da toplanacağını bildirerek Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş temellerinin Ankara'da atılmasını sağladı.
Atatürk 21 Nisan'da yayımladığı ikinci bir bildiri ile, Meclis'in 23 Nisan günü toplanacağını ve açılış töreninin nasıl yapılacağını duyurdu.
TBMM, 24 Nisan 1920 günü yaptığı ikinci toplantısında Mustafa Kemal'i (Atatürk), başkanlığa seçti. Mustafa Kemal, kendi öncülüğünde kurulan TBMM'nin başkanlığını Cumhurbaşkanı seçildiği gün olan 29 Ekim 1923 tarihine kadar sürdürdü.Politik hayat9 Eylül 1923'te Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk siyasi partisidir. Merkez kanatta yer alır.[TBMM-Çok Partili Döneme Geçiş ]
Başlangıçta adı "Halk Fırkası" olan parti 1924 yılındaki kurultayda adını Cumhuriyet Halk Fırkası olarak değiştirdi. 1927 yılında Atatürk tarafından belirlenen, "Cumhuriyetçilik", "Halkçılık", "Milliyetçilik", ve "Laiklik" ilkelerini tüzüğüne ekledi. 1935 yılındaki kurultayda daha önceki dört ilkeye Atatürk'ün kararıyla "Devletçilik" ve '"Devrimcilik" ilkeleri de eklenerek ilkeler altıya çıkarıldı ve partinin adı "Cumhuriyet Halk Partisi" oldu.
Türkiye'deki tek parti yönetiminin, bugünkü anlayış ve tanım çerçevesinde bir
demokrasi olmadığı çok açıktır ancak o günlerin koşullarında tek partili cumhuriyet insan haklarına saygı ve özgürlük kriterleri açısından benzersiz bir yerdedir.
Doğu ve Orta Avrupa sağ ve sol diktatörlerin baskısı altında idi. Almanya'da Hitler İtalya'da Mussolini, İspanya'da Franko'nun faşist yönetimleri vardı. Fransa, Belçika ve İsviçre'de kadınlar en temel insan haklarından biri olan siyasal haklardan yoksun bulunuyorlardı. Yani nüfusun yarısını oluşturan kadınların seçme ve seçilme özgürlükleri yoktu.
II. Dünya Savaşı'nın hemen ardından, gerek uluslararası siyasetteki gelişmeler, gerekse ülke içindeki yeni oluşumlar rejimin genel niteliğinde önemli değişiklikleri gündeme getirdi. Basında ve mecliste çok partili siyasal sistemi savunan bir anlayış oluştu. Buna CHP genel başkanı ve cumhurbaşkanı İsmet İnönü de yaptığı konuşmalarla destek verdi.[ Gökmen, Özgür- Çok-Partili Rejime Geçerken Sol: Türkiye Sosyalizminin Unutulmuş Partisi, ]Toplum ve Bilim, 78 (1998), sh. 161-186. [1946 Genel Seçimler CHP ve DP Açısından Değerlendirilmesi: Samsun Örneği ] Türkiye Cumhuriyeti'nin Çok Partili Dönemi
1946 yılından itibaren Türk siyasi hayatının CHP dışında 2. bir partinin kurularak seçimlere çok partili olarak gidilmesi ile başlamıştır.
Çok partili hayat 1945 yılında Nuri Demirağ tarafından kurulan Milli Kalkınma Partisi ile başlamıştır. Ancak parti İsmet İnönü tarafından kapattırılmıştır.7 Ocak 1946'da Dörtlü Takrir'e imza atanlar tarafından kurulan DP'nin parti genel başkanlığına Celal Bayar getirildi. DP, ekonomi ve siyasette liberal düzenlemeleri savunuyordu.
1950 genel seçimleri'nde Demokrat Parti galip olarak çıkmıştır. Adnan Menderes liderliğindeki DP ilk başlarda çok popülerken 1950'lerin sonlarına doğru yaşanan ekonomik sıkıntılar ve hükümetin antidemokratik uygulamaları nedeniyle sıkıntılı bir döneme girmiş ve 1960 yılında yapılan askerî darbe ile çok partili yaşam kesintiye uğramıştır.Darbe neticesinde dönemin cumhurbaşkanı Celal Bayar ve dönemin Başbakanı Adnan Menderes idama mahkûm edilmiş fakat baskılar neticesinde Celal Bayar'ın cezası müebbede çevrilirken, Adnan Menderes, Hasan Polatkan, Fatin Rüştü Zorlu idam edilmişlerdir. Yönetim biçimi
Yönetim biçimi cumhuriyet olan Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal önderliğinde 1923'te kurulmuştur. Resmî dili Türkçe'dir. Laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti yönetim anlayışı vardır. Kuvvetler ayrılığı esası vardır. Yasama işlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi, yürütme işlerini Hükümet, yargı işlerini ise bağımsız mahkemeler yapar. Türkiye'de 1923'te cumhuriyetin ilanı ile devlet başkanı, cumhurbaşkanı sıfatını almıştır. Cumhurbaşkanı devletin başı ve başkomutandır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk Milleti'nin birliğini temsil eder. Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) (Kuruluş: 23 Nisan 1920). Türkiye Cumhuriyeti'nin yasama organıdır. Halk tarafından her 5 yılda bir yapılan seçimler ile belirlenen milletvekilleri, TBMM çatısı altında yasama görevini yerine getirmek üzere kanunları belirler. TBMM'ye 550 milletvekili seçilmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti'nde yürütmenin başı olan başbakan, Bakanlar Kurulu'na başkanlık eder, hükümeti ve icraatlarını yönetir. Türkiye Cumhuriyeti'nde her 5 yılda bir genel seçimle oluşan Meclis tarafından Başbakan, 5 yıl süre ile seçilir.Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 9 Eylül 1923'te Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş olan, Türkiye'nin ilk siyasi partisidir. Atatürk zamanında merkezde bir çizgi takip ederken, çok partili düzene geçişle birlikte ortanın soluna doğru kaymıştır. 1927 yılında "Cumhuriyetçilik", "Halkçılık", "Milliyetçilik", ve "Laiklik" ilkelerini tüzüğüne ekledi. 1935 yılındaki kurultayda daha önceki dört ilkeye "Devletçilik" ve '"Devrimcilik" ilkeleri de eklenerek ilkeler altıya çıkarıldı ve partinin adı "Cumhuriyet Halk Fırkası" oldu.Dış politika
Türk devleti, Lozan Antlaşması'nı Birinci Dünya Savaşı'nın galip devletleri ile eşit koşullarda imzalamış ve milletlerarası alanda, bağımsız bir devlet olarak yerini almıştır.Atatürk Döneminde dış politikalar
Atatürk;
Yurtta Sulh, Cihanda Sulh sözü ile uluslararası ilişkilerde Türkiye Cumhuriyeti'nin resmî politikasının ne olacağını tüm dünyaya belirtmiştir. Atatürk barışçıl ancak Türk Milleti'nin çıkarını gözeten bir dış politika izlemiş ve bunun için döneminde bölge eksenli oluşumlar sağlamaya çalışmıştır. Bunla hem ülkenin hem ekonomik ve siyasi açıdan Türkiye için önemli olan bölge ülkelerinin her alanda işbirliği yapmasını sağlayarak Batılı ülkelerin uygulamaya çalıştığı dış etkiyi kırmayı amaçlamıştır.
Türkiye ve Milletler Cemiyeti
Türkiye, Milletler Cemiyeti'nin kurucu üyesidir.=Sadabat Paktı
Mustafa Kemal, ölümünden bir yıl önce (8 Temmuz 1937)’de gerçekleştirdiği Sadabat Paktı ile Ortadoğu ve Kafkaslar'da İran'ı kendisine asıl muhatap olarak görmüş İran ile Türkiye'nin bölgesel işbirliği ve ortaklık antlaşması olarak Sadabat Paktı'nın imzalanmasını gerçekleştirmiştir.Türkiye, İran, Afganistan ve daha sonra Irak’ın katılmıştır. Sadabat Paktı, 2.Dünya Savaşı sonrasında hukûken yürürlükte kalmıştır ama Atatürk sonrasında unutulmuştur.1934 de yapılan Üçüncü Balkan Konferansı' ı sonucu ortaya çıkan Antant ile birlikte, taraflardan biri Balkanlı olmayan bir devlet tarafından saldırıya uğrar ve bir Balkan devleti de saldırgana yardım ederse, diğer tarafların bu Balkanlı saldırgana karşı birlikte savaşa gireceklerine dair gizli bir protokol de imzalanmıştı. Atatürk'ün SSCB ile ilgili öngörüsü ve Türk Dünyası
1990 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Özbekistan, Azerbaycan Cumhuriyetleri ortaya çıkmıştır. Rusya Federasyonu içerisinde ise Tataristan, Başkurdistan, Çuvaşistan, Saha (Yakudistan), Tuva, Altay, Hakasya, Dağıstan, Taymir, Karaçay ve Balkar Özerk Cumhuriyetleri tesis edilmiştir. Moldova'da Gagauzya, Ukrayna'da Kırım Özerk Cumhuriyeti kurulmuştur. Çin Halk Cumhuriyeti'nde ise Doğu Türkistan özerk yapıya sahiptir. Türk Dünyası 250 milyonu bulan nüfusuyla Türkiye'nin sorumluluğu altındadır. Çünkü bu Atatürkün vasiyetidir:demiş ve bu öngörüsü ülkelerin tarihleri açısından kısa sayılabilecek bir süre sonra gerçekleşmiştir.
Atatürk'ün bu hususta bir başka vecizesi ise şöyledir:Atatürk Sonrası dış politika
thumbBirleşmiş Milletler, NATO ve AB
=Birleşmiş Milletler, Türkiye'nin aralarında bulunduğu 51 ülkenin katılımıyla 24 Ekim 1945 tarihinde kurulmuştur. Katılın ülke sayısı zamanla artarak günümüzde bu sayı 190'ı geçmiştir. Türkiye, Birleşmiş Milletler'e ilk üye olan ülkelerden biridir ve Birleşmiş Milletler ile Kore, Somali, Bosna, Filistin ve Afganistana asker göndermiştir. Son olarak da Lübnan'a asker gönderme kararı almıştır.
9 Nisan 1949'da Washington Antlaşması ile kurulan NATO bir kolektif savunma örgütü olarak bilinmektedir. Kurucu antlaşmanın özellikle 3., 4., ve 5. maddeleri önemlidir. Bu maddelerle üye ülkeler, ortak savunma için yeteneklerini geliştirmeye, herhangi bir üyenin toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlık ve güvenliği tehlikede olduğunda bir araya gelmeyi ve herhangi birine saldırıldığında bu saldırıya hepsine karşı yapılmış bir saldırı olarak kabul etmeyi taahhüt etmişlerdir.[Türk Silahlı Kuvvetleri ]
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişki 40 yılı aşkın bir süreye dayanır. Avrupa Ekonomik Topluluğu olarak kurulduğu yıllarda, ortaklık için başvuran Türkiye, zaman zaman duraklayan ve zorlukla ilerleyen bu ilişkiyi, müzakere aşamasına kadar sürdürmüştür.
Türkiye ve Avrupa Birliği
DP, 31 temmuz 1959'da AET'ye ortak üye olmak için topluluk konseyine başvurdu. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi ve Menderes, Zorlu, Polatkan'ın idamları üzerine Fransa cumhurbaşkanı Charles De Gaulle, Türkiye'nin üyeliğinin dondurulmasını istemiştir. AT ile görüşmeler Eylül 1959-Ekim 1960'da istişari olarak başladı. Askeri darbe yüzünden görüşmeler 1960'a kadar kesildi. Türkiye, gümrük birliği hedefiyle görüşmelerde yer aldı. 1963'e kadar görüşmeler yapıldı. 12 Eylül 1963'de Ankara Anlaşması imzalandı, gümrük birliğine dayalı ve ortak üye olan Türkiye'nin tam üyeliğini amaçlayan anlaşma idi. 22 Temmuz 1970'de Katma Protokol imzalandı. Türkiye 25 Aralık 1976'da tek taraflı kararla bütün yükümlülüklerini dondurdu. 21 Eylül 1979'da iki taraf, ilişkileri 5 yıllığına dondurdu. 6 Şubat 1980'de dışişleri bakanı Hayrettin Erkmen, Türkiye'nin tam üyelik için başvuruda bulunacağını açıkladı. Ancak, 12 Eylül 1980'deki askeri darbe ile ilişkiler 6 yıl daha donduruldu. Türk parlamenterlerin üyelikleri düşürüldü. Avrupa, Türkiye'den demokrasiye dönüş takvimi uygulamasını istedi. 1986'da ilişkiler tekrar başlatıldı. 1987'de uyum anlaşması yapıldı. 18 Aralık 1989'da AT Komisyonu Türkiye’nin tam üyelik başvurusu hakkındaki görüşünü açıklamış, topluluğun 1992'den önce yeni üye kabul etmeyeceğini belirtmiştir. 21 Ocak 1992'de iki taraf arasında teknik işbirliği programı imzalandı. 21 Ocak 1992'de çalışma programı Ankara'da imzalandı. 6 Mart 1995'de ortaklık konseyi kararında AB'ye Türkiye'nin gümrük birliği temelinde katılması AP'nin onay sürecine bağlandı. 2003 yılında Türkiye ile üyelik görüşmeleri başladı, ancak ucu açıklık ve hazmetme kapasitesi şartları konuldu, üyelik müzakere başlıkları 2005'de donduruldu. Papa ve Fransa, Almanya gibi kurucu üyelerin liderleri Türkiye'nin AB'ye girmesinin imkansızlığını açıkladılar.=Kıbrıs Barış Harekâtı
=Kıbrıs Barış Harekâtı, 20 Temmuz 1974 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Garanti Anlaşması'nın III. maddesine istinaden gerçekleştirdiği askerî harekâtın adıdır.
1878’de Rusya karşısında zor durumda kalan Osmanlı Devleti, Kıbrıs’ın yönetimini geçici olarak İngiltere’ye verdi. Birinci Dünya Savaşı’nda da İngiltere, Kıbrıs’a el koydu. 1950’lerin sonlarında bağımsızlık hareketi başladı ve uluslararası anlaşmalara dayanan bir Türk-Rum Ortak Devleti kuruldu. Fakat Rumlar Kıbrıs ürkleri'nin kazanılmış haklarını ellerinden alma ve Kıbrıs’ın tüm yönetimine el koyma yoluna gittiler. Böylece uluslararası anlaşmaları ve Anayasayı çiğnediler. Cumhurbaşkanı III.Makarios 1963 yılında devletin kuruluş antlaşmalarını tek taraflı olarak fessetiğini açıkladı. Böylece Kıbrıs Cumhuriyeti tarih sahnesinden çekilmiş oldu. Fakat amaç Türkleri adadan uzaklaştırıp Enosis'i yani adayı Yunanistan'a ilhak etmekti. Türklere ve Türk köylerine yapılan saldırılar sonucu birçok insan hayatını kaybetti ve binlerce insan göç etmek durumunda kaldı.
15 Temmuz 1974'de Yunaistan'da da darbe yapan cunta tarafından gerçekleşen darbe ile Makarios koltuğundan indirilerek iktidara el konuldu ve geçici bir süre için Nikos Samson Cumhurbaşkanlığı’na getirildi. Amaç olan Eneosis çalışmaları nedeni ile Türkiye garantörlük hakkını kullanarak 20 Temmuz 1974 tarihinde adaya müdahale etti.
Türk kuvvetleri 22 Temmuz'da Girne'yi ele geçirdi. Türk paraşütçüleri Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'nın Türk kesimine indi. Yunan birliklerinin Ada’da garantör olarak bulunan Türk birliğine saldırması ise, çarpışmaların Ada geneline yayılmasına neden oldu. 22 Temmuz akşamı Türkiye, BM Güvenlik Konseyi'nin ateşkes kararını kabul etti. Türk müdahalesi sonucu Yunanistan'daki cunta idaresi ve Kıbrıs Nikos Sampson Hükûmeti de yıkılmıştır.
Ancak 8 Ağustos'ta II. Cenevre Konferansı'nın yapılmakta olduğu zamanda Türklerin 'iyi niyet jesti' olarak Limasol ve Larnaka civarında bir miktar köyü boşaltmış olmalarına rağmen, Millî Muhafız Alayı ve EOKA-B işgal ettikleri yerleri tahliye etmedikleri gibi ellerindeki esirleri de serbest bırakmamışlardır.
Türkiye, Rum-Yunan hükûmetleriyle anlaşmanın mümkün olmadığı kararına vararak 14 Ağustos'ta başlayıp 16 Ağustos'ta sona eren üç günlük II. Barış Harekatını gerçekleştirdi. Apar topar ülkeye dönen Başbakan Bülent Ecevit, Milli Selamet Partisi kanadına ateşkesi kabul etmemeleri halinde hükümetin bozulacağını ifade etti. Bu ateşkes ile Erbakan'ın planı hayata geçmemiş oldu. Harekât neticesinde bir taraftan Magosa'ya diğer taraftan Lefke'ye varılarak Türk tarafının sınırları çizildi. İki harekatta toplam 498 Türk askeri, 70 Kıbrıslı Mücahit ve 270 Kıbrıs Türk’ü şehit oldu.
OrduTürk ordusunun kuruluş tarihi, Mete Han'ın M.Ö. 209'da düzenli orduya geçtiği tarih olarak alınır. Orta Asya’da başlayan uzun öykü, büyük göçlerin neden olduğu hareketlilikle tüm ana karalara yayılmıştı. Doğuda, Hun, Göktürk ve Uygur devletleri, Batıda ise 1040 yılında Oğuz kökenli Türklerin kurduğu başka bir Türk devleti Selçuklu İmparatorluğu, Türkleri dünyaya tanıtmış oldu.
right
Türk Silahlı Kuvvetleri nin personel mevcudu 850,000'dir.İlgili yasalara göre görevi "
2000'li yıllarda, yeni güvenlik sorunlarına ve sorunlara uygun şekilde tepki göstermek, belirsizliklere karşı hazır olmak, iç ve dış tehdit ve risklere karşı ülkenin güvenliğini sağlayabilmek için;
Caydırıcılık,
Güvenlik / Harekat Ortamının Şekillendirilmesi,
Savaş Dışı Harekat (Barışı Destekleme Harekatı, Doğal Afet Yardım Harekatı ve İç Güvenlik Harekatı),
Kriz Yönetimi,
Sınırlı Güç Kullanımı,
Konvansiyonel Harp gibi faaliyetleri icra etmek"
olarak belirlenmiştir. Bu görevleri yerine getirebilmek için çok amaçlı birliklerin kurulması, sayısal fazlalık yerine teknolojik üstünlüğün kurulması, silah ve düzeneklerinin etkinliğini arttıracak teknolojik araştırmaların yapılması ve erken ikaz,darbe, elektronik harp, hava üstünlüğünün kurulması ve darbe gibi ek görevleri de yapmaktadır.[TSK resmi internet sitesi Savunma Politikası ]
Türk Silahlı Kuvvetleri;
Kara,
Deniz,
Hava,
Jandarma ve
Sahil Güvenlik
komutanlıklarından oluşur.
Türkiye'de her 20 yaşına gelen Türk genci askere alınır. Eğer 20 yaşına geldiği vakit okuluna devam ediyorsa askerliğini erteletir. En az 4 yıllık yüksek okul mezunları kısa dönem askerlik yaparlar.
Türk MilletiAtatürk; Türk Milleti'ni
:"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye Halkı'na Türk Milleti denir" şeklinde açıklamaktadır.
thumb
Bugünkü Türk Milleti'nin temelleri, 20. yüzyılda gerileyen ve toprak kaybeden Osmanlı'nın kendini tanımlamasıyla ortaya çıkmıştır. 1912-13 yılında kaybedilen Balkan Savaşları sonunda Balkanlar'dan Anadolu'ya göçenlerle Türklük şuurunun gelişmesi, Türk Milleti'nin oluşmasında ilk olgudur. 1915'deki Çanakkale Savaşı ile de bugünkü Türk Milleti'nin karakteristik özellikleri ortaya çıkmıştır. Çanakkale Savaşı Türk Milleti'nin ne olduğunu özetleyen ikinci olgudur. Çanakkale'den sonra Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması "Türk Milleti"nin tanımlanmasında üçüncü olgudur.
Amerikalı Türkolog Carter V. Findley, Dünya Tarihinde Türkler adlı eserinde, bugünkü Anadolu Türkleri'ni; Orta Asya steplerinde başlayan ve Ankara'da son bulan bir otobüs yolculuğuna benzetir. Otobüs Ankara'ya gelene kadar pekçok ara durakta durmuş ve bu ara duraklarda yolcuların kimileri inmiş ya da bazı yeni yolcular binmiş. Bu duraklarda Türkler pekçok kültürel etkileşime girmişler, yeni dinler tanımışlar fakat en önemli mirasları olan Türkçe'yi korumayı başarabilmişlerdir. Türkçe, Anadolu Türkleri'nin ve Milleti'nin anlamlandırılmasında temel etkenlerin başında gelmektedir. İkincisi otobüs pekçok durakta durmuş olsa da Orta Asya'da kurulan medeniyetin getirdiği sağlam kültürel birikim ve miras, kimliklerini korumak için dayanak olmuştur.
Türk Milleti'nin temel yapı taşını "Orta Asya Türk kültürü" oluşturur. Bunun yanında Anadolu'dan kaynaklanan medeniyetler ile İslamın getirdiği medeniyetler de Türk Milleti içinde kendine yer edinmiştir.
Sanıldığı aksine Türk milliyetçiliği, dünya'da en son gelişen "milliyetçilik hareketleri"nden birisidir. Türk milliyetçiliği Balkanlardaki ayrışmalar sonucunda ancak 20. yüzyılda kendini tanımlamaya başlamıştır. Türk edebiyatında, Türk tiyatrosunda, Türk sanat eserlerinde Batı'da olduğu gibi aşırı milliyetçi duygular, yapılanmalar görülmez. Osmanlı'dan gelen paylaşma sentezi ön plandadır.
Irkçılık veya herhangi bir unsurun diğerlerine baskı yapması anayasanın kesin hükümleriyle yasaklanmış olduğu gibi, halkta da, pek çok Batı toplumunun aksine, ırkçılık eğilimi ve alışkanlığı bulunmaz.
Türkiye'de yaşayan herkes etnik kimliğine bakılmaksızın Türk vatandaşıdır. Türk milleti ve devleti ayrılmaz bir bütündür. Herkesin etnik kimliğine saygı duyulur.
Atatürk'ün Türk'ü tarifi;
Demografi [Türkiye İstatistik Kurumu ]
31 Aralık 2007 tarihi itibariyle Türkiye nüfusu 70.586.256 kişidir.
Nüfusun 35.376.533’ünü erkek, 35.209.723’ünü ise kadınlar oluşturmaktadır.
Ülkede ikamet eden nüfusun % 70,5’i şehirlerde yaşamaktadır.
Şehir nüfusu (il ve ilçe merkezlerinde ikamet eden nüfus) 49.747.859, köy nüfusu (bucak ve köylerde ikamet eden nüfus) ise 20.838.397 kişidir.
Şehirlerde yaşayan nüfus oranının en yüksek olduğu il % 92,7 ile Ankara, en düşük olduğu il ise % 31,8 ile Ardahan’dır.
Ülke nüfusunun % 17,8’i İstanbul’da ikamet etmektedir.
İstanbul ilinde 12.573.836 kişi ikamet etmektedir. Toplam nüfusun sırasıyla; % 6,3’ü Ankara’da, % 5,3’ü İzmir’de, % 3,5’i Bursa’da, % 2,8’i Adana’da ikamet etmektedir. Nüfusu en az olan beş il ise sırasıyla; Bayburt, Tunceli, Ardahan, Kilis ve Gümüşhane’dir. En az nüfusa sahip Bayburt’da ikamet eden kişi sayısı 76.609’dur.
Türkiye nüfusunun yarısı 28.3 yaşından küçüktür.
Ülkede ortanca yaş 28,3’tür. Ortanca yaş erkeklerde 27,7 iken, kadınlarda 28,8’dir. Şehirlerde ikamet edenlerin ortanca yaşı 28,4, köylerde ise 27,9’dur.
Nüfusun % 66,5’i 15 ile 64 yaşları arasındadır.
15-64 yaş grubunda bulunan çalışma çağındaki nüfus, toplam nüfusun % 66,5’ini oluşturmaktadır. Ülke nüfusunun % 26,4’ü 0-14 yaş grubunda, % 7,1’i ise 65 ve daha yukarı yaş grubundadır (Tablo 2).
Türkiye’de kilometrekareye düşen kişi sayısı 92 kişidir.
Nüfus yoğunluğu olarak ifade edilen bir kilometrekareye düşen kişi sayısı, Türkiye genelinde 92 iken illere göre 11 ile 2.420 kişi arasında değişmektedir. İstanbul 2.420 kişi ile nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu ildir. Bunu sırasıyla; 398 kişi ile Kocaeli, 311 kişi ile İzmir, 238 kişi ile Hatay ve 234 kişi ile Bursa illeri izlemektedir. Nüfus yoğunluğunun en az olduğu il ise 11 kişi ile Tunceli’dir. Yüzölçümü büyüklüğüne göre ilk sırada yer alan Konya ilindeki nüfus yoğunluğu 50, yüzölçümü en küçük olan Yalova ilindeki nüfus yoğunluğu ise 215 kişidir (Tablo 1).
Ülkemizde 98.064 yabancı uyruklu kişi ikamet etmektedir.
Türkiye’de ikamet eden nüfusun % 0,14’ü yabancı uyrukludur. Yabancı uyrukluların en fazla bulunduğu ilk beş il sırasıyla; İstanbul (42.228), Bursa (11.495), Ankara (7.166), İzmir (6.707) ve Antalya (6.343) illeridir.Nüfusun Yaşa Oranları
(2000 sayımı)
| 0 - 4 | 6.033.346 | |
| 5 - 9 | 6.449.363 | |
| 10-14 | 6.615.428 | |
| 15-19 | 6.693.554 | |
| 20-24 | 6.390.252 | |
| 25-29 | 5.845.812 | |
| 30-34 | 5.450.131 | |
| 35-39 | 4.759.742 | |
| 40-44 | 3.899.599 | |
| 45-49 | 3.210.416 | |
| 50-54 | 2.453.379 | |
| 55-59 | 2.062.228 | |
| 60-64 | 1.872.635 | |
| 65-69 | 1.513.508 | |
| 70-74 | 1.098.952 | |
| 75-79 | 720.935 | |
| 80+ | 597.397 | |
Demografi
Türkiye'nin 1927 - 2007 yılları arasındaki Demografi gelişimi Din
Türk yurttaş'larının %99'u Müslümandır. Müslüman vatandaşların çoğunluğu Sünni mezhebindendir, Sünnilerin çoğu Hanefi'dir. Türkiye'deki en büyük ikinci dini mezhep Alevilerdir. AB raporlarına göre Türkiye'de 15 - 20 milyon Alevi vatandaş bulunmaktadır.[AB Basın Açıklamaları (İngilizce) ][İngilizce Vikipedi, Alevî maddesi ] Bunların haricinde Şafii ve Caferi gibi diğer mezheplere dahil vatandaşlar da mevcuttur.
Türkiye laik bir ülkedir. Dinsel veya etnik özelliğe sahip bir siyasi parti kurulması anayasaya aykırıdır. Cumhuriyetin ilk yıllarında dinin devlet denetimi dışında yürütülemeyeceği kanaatine varılarak, devlet tarafından denetlenmesi gerektiği kararlaştırılmıştır. Buna dayanarak 3 Mart 1924 tarihinde Başbakanlığa bağlı bir teşkilat olarak Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.
200px
Dini inanç veya inanmama, dini kuralları şahıs olarak uygulama veya uygulamama özgürlüğü Anayasa'nın korumasındadır.
1923'ten önce geçerli olan dini kanunlar tamamen geçerlilikten kaldırılmıştır.
Osmanlı Devleti'nde resmî aidiyet unsuru olan 'Müslüman' kavramı 1923'ten beri kullanılmıyorken, bu aidiyetin(iyelik) yerine, milli aidiyet(iyelik) olan 'Türk' kavramı getirilmiştir.
Toplam nüfusun çok küçük (%0,2'den az) bir oranını gayrimüslimler oluşturur. Bunlar 45.000 Ermeni Gregoryen, 25.114 Musevi, 17.194 Süryani, 2.270 Rum Ortodoks ve yaklaşık 5.628 diğer çeşitli din ve mezheplerden insanlardır (Katolik, Arap Ortodoks, Keldani, vs). [Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu (11 Ağustos 2000) T.C. Dışişleri Bakanlığı tarafından 4. sayfada verilen veriler . Erişim tarihi 29-12-2006.]
Türkiye'deki Rum Ortodoks, gayrimüslim nufusun büyük bir kısmı, Lozan Antlaşması gereği Yunanistan'a göç etmiştir. Batı Trakya'da yaşayan Müslümanlar ile İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada'da yaşayan Rumlar mübadele dışında bırakılmıştır. Balkanlar'da ve Kafkasya'da yaşayan Müslüman topluluklar da Slav - Ortodoks güçleri tarafından Türkiye'ye sürülmüş ya da Türkiye'ye kaçmak zorunda bırakılmıştır. Dil
Türkiye'nin resmi dili Türkçedir. Bugün Türkiye Türkçesi nüfusun büyük bir çoğunluğu tarafından konuşulmaktadır. Bölgelere göre birçok farklı şivesi kullanılmakdır. Eğitimde ve basın kuruluşlarında ise İstanbul ağzı tercih edilmektedir.
Tüm halkın iletişimini sağlayan ve hem resmi dil hem de eğitim dili olan Türkçenin yanında gündelik hayatta başka diller de konuşulmaktadır. Bunlar Abazaca, Arnavutça, Boşnakça Marmara bölgesi'nde ve İç Anadolu'da; Lazca ve Gürcüce Karadeniz'de; Kürtçe, Zazaca ve Arapça gibi diller Doğu ve Güney Doğu bölgelerinde kullanılmaktadır. Çok az sayıda olmalarına rağmen resmen azınlık durumunda bulunan Rumlar ve Ermeniler'in bir kısmı ile Museviler'in küçük bir kısmı gündelik hayatta kendi dillerini konuşmaktadırlar.
Diğer yaygın olarak konuşulan dillerle karşılaştırıldığında, daha az sayıda sözcük ve harf ile daha çok bilgi aktarmak olanaklıdır. Diğer pek çok dilde olmayan bir özelliğe göre, bir sözcük köküne ekler ekleyerek, tek sözcüklü tümceler oluşturulabilir.[http://www.yazim.sitesi.ws/] Örnek:
İdari bölümlerTürkiye, idari ve mahalli şartlar göz önünde bulundurularak çeşitli idari bölümlere ayrılmıştır. Merkezi idare kuruluşu bakımından illere, iller ilçelere, ilçeler ise köylere ayrılmıştır. Bunlara Mülki İdare Bölümleri denir. İdari bölümlerin tespitinde coğrafi durumları, ekonomik şartları, kamu hizmetlerinin gerekleri ve ulaşım durumları dikkate alınmaktadır. Türkiye'de en büyük idari birime il adı verilir. Bir il; il merkezi, ilçe merkezleri ve ilçelere bağlı bütün köyleri kapsar. İllerde yönetme ve yürütme görevini, devletin atadığı valiler yerine getirir. Cumhuriyetin ilk yıllarında 63 olan il sayısı, değişen şartlar ve ihtiyaçlara göre bugün 81'e ulaşmıştır. Gelişmiş bir çok ilçe de il olmayı beklemektedir.
İlden daha küçük idari birimlere ilçe adı verilir. Her il, büyüklüğüne göre çeşitli sayıda ilçelerden oluşur. İlçelerde mülki amire Kaymakam adı verilir. En küçük idari birime ise köy adı verilir. Muhtar tarafından yönetilen köy, yönetim açısından ilçe merkezine bağlıdır.
Son nüfus sayımına göre Türkiye'de 81 il, 850 ilçe ve 35.000'den fazla köy bulunmaktadır.
Coğrafya ve İklimthumb
150px
Türkiye'nin toprakları 36° - 42° Kuzey paralelleri ve 26° - 45° Doğu meridyenleri arasında yer alır. Kabaca bir dikdörtgeni andırır ve genişliği 1.660 kilometredir. Göller dahil kapladığı alan 814.578 km²'dir. Marmara Bölgesi % 8,5, Ege Bölgesi % 12, Akdeniz Bölgesi % 16, İç Anadolu Bölgesi % 18, Karadeniz Bölgesi % 18, Doğu Anadolu Bölgesi % 21, Güneydoğu Anadolu Bölgesi % 7,5 yer tutar. Trakya'nın yüzölçümü 24.370 km² dir. Türkiye'nin kara sınırlarının uzunluğu 2.573 km, adalar dahil sahil uzunluğu 8.333 kilometredir.
Türkiye 6-21 Haziran 1941 tarihinde yapılan Birinci Türk Coğrafya Kongresi'nde 7 ana coğrafi bölgeye ve 21 coğrafi bölüme ayrılmış, Türkiye'nin yedi coğrafi bölgesinden dördüne komşu olduğu denizin adı verilmiştir, diğer üç bölge de Anadolu bütünü içindeki konumlarına göre adlandırılmışlardır.
Akdeniz Bölgesi %16, Doğu Anadolu Bölgesi %21, Ege Bölgesi %12, Güneydoğu Anadolu Bölgesi %7,5, İç Anadolu Bölgesi %18, Karadeniz Bölgesi %18, Marmara Bölgesi %8,5 yer tutar.
150px
thumb
thumb
thumb
thumb
thumb
thumb
Ülkenin yarısından fazlası, yükseltisi 1.000 metreyi aşan yüksek alanlardan oluşur. Yaklaşık üçte biri orta yükseklikteki ovalar, yaylalar ve dağlar, yüzde 10'u da alçak alanlarla kaplıdır. En yüksek ve dağlık alanlar doğu kesimde yer alır. Kuzey kesimini Kuzey Anadolu Dağları, güney, doğu ve güneydoğu kesimlerini de Toroslar engebelendirir. Ülkenin en yüksek noktası, Ağrı Dağı'nın 5.166 metreye erişen doruğudur. Başlıca geniş düzlükler Çukurova, Konya Ovası ve Harran ovalarıdır. Kaynağı ve denize döküldüğü yer ülke sınırları içinde olan en uzun akarsu 1.355 kilometre uzunluğundaki Kızılırmak'tır. En büyük doğal göl, 3.713 km² alan kaplayan Van Gölü'dür. 817 km²'lik alana yayılan Atatürk Baraj Gölü ise ülkenin en büyük yapay gölüdür. Türkiye'nin en büyük adası olan Gökçeada'nın yüzölçümü 279 km²'dir.
Kara parçalarının toplam alanı 770.760 km², su alanlarının toplam alanı ise 9.820 km²' dir.
Türkiye'nin üç tarafının denizlerle çevrili olması, dağların konumu ve yeryüzü şekillerinin çeşitlilik göstermesi, farklı özellikte iklim tiplerinin doğmasına yol açmıştır. Kıyı bölgelerinde denizlerin etkisiyle daha ılıman iklim özellikleri görülür. Kuzey Anadolu Dağları ile Toros Sıradağları, deniz etkilerinin iç kesimlere girmesini engeller. Bu yüzden iç kesimlerde karasal iklim özellikleri görülür.
Akdeniz iklimi: Akdeniz ve Ege Denizi kıyılarında etkili olan bu iklim tipi, Marmara Denizi'nin güney kıyısına kadar sokulur. Kıyıdan yaklaşık 800 metre yüksekliğe kadar bu iklimin özellikleri görülür. Bu iklim tipinde yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır.
Karadeniz iklimi: Türkiye'nin kuzey kıyılarında, dağların denize bakan yamaçlarında görülen bir iklim tipidir. Bu iklimde yaz sıcaklığı, Akdeniz ikliminde olduğu kadar etkili değildir. Kış mevsimi, güney kıyılarına göre soğuk geçer. Yağış miktarı fazladır.
Karasal iklim: Türkiye'nin denizlerden uzak, yeryüzü şekillerinin meydana getirdiği engellerden dolayı deniz etkisinden yeterince yararlanamayan kesimlerinde karasal iklim görülür. İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile Trakya'nın iç kesimleri karasal iklimin etkisi altındadır. Buralarda mevsimlik ve günlük sıcaklık farkları büyük, yağışlar genel olarak azdır. Kışlar uzun, soğuk ve karlı, yazlar kısa fakat sıcaktır.
8.000 yıldan bu yana tarım yapılan Çukurova, ayrıca Ege Bölgesi, Bafra ve Çarşamba ovaları dünyanın en bereketli topraklarından sayılır. Tropikal bitkiler de dahil (Mersin, Anamur gibi dar bir alanda yapılan tropikal meyve tarımı da dahil) dünyadaki sebze ve meyve çeşitlerinin %90'ı Türkiye'de yetişir.
thumb
Türkiye Direyithumb (Panthera pardus tulliana).]]
Türkiye direyi birçok farklı hayvan türünü barındırması ile dikkat çeker. Anadolu'nun Asya ile Avrupa arasındaki konumu bunda başlıca etkendir. Farklı iklim özelliklerinde coğrafi bölgelere sahip olduğu için, biteyinin diğer Orta Doğu ülkelerine göre daha zengin (850 cins altında toplanan 9.000 tür bitki) olması ise diğer önemli etkendir ve bu yüzden, farklı iklim ve besin ihtiyacı olan birçok hayvan türü kendisine uygun yaşam alanı bulabilmektedir.
Böylece, Türkiye'de yalnızca Akdeniz direyinin değil, Orta ve Doğu Avrupa, Orta Doğu, Kafkaslar ve Arap Yarımadası direylerinin de tipik türleri bulunmaktadır. Ayrıca Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında, çok daha fazla memeli tür barındırır ve bu da Türkiye direyinin ne tipik Avrupa direyine ne de tipik Orta Doğu direyine kategorize edilebildiğini gösterir.
Türkiye direyine ait 160 memeli, 418 kuş, 120 sürüngen, 22 kurbağa, 127 tatlı su balığı, 384 deniz balığı olmak üzere toplam 1.230 civarında omurgalı tür tanınır. Ama bu türlerin bazıları tamamen tükenmek üzeredir, bazıları da tehlike altında bulunmaktadır.
Ekonomi200px]]
200px]]
Kuruluş yıllarında Osmanlı Devleti'nin yıkılış döneminin savaş yenilgileri geçmişiyle başlayan Türkiye ekonomisi 1923 sonrası yıllarda harap vaziyetteydi. İstanbul ve İzmir haricinde ne sanayi, ne sermaye sınıfı, ne altyapı, ne de eğitim mevcuttu. En basit ürünler dahi ithal edilmek zorundaydı. 12 milyonluk nüfusun büyük çoğunluğunu okuma yazma bilmeyen yoksul insanlar oluşturuyordu. Anadolu'daki büyük toprak sahipleri de sanayi burjuvazisini oluşturmaktan çok uzaktı.
II. Dünya Savaşı sonrasına kadar devlet ekonomisiyle yaşayan toplum, 1950'den sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin de etkisiyle büyük bir kapitalist sanayi kalkınma dönemine girdi. Bugün de sürmekte olan bu kalkınma süreci özellikle büyük toprak sahiplerinin, hızla modern sermaye sınıfına dönüşmesine yolaçtı. Anadolu'nun kalkınması ve alt yapısının oluşması sürecinde 200 milyar ABD dolarından fazla borç oluştu. GAP projesi ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu teşvik programları halen sürmektedir.
Yıllık ortalama %6 üzerindeki ekonomik gelişme ile beraber büyük bir değişim ve modernleşme başladı. Öncelikle İstanbul, İzmir ve Mersin, gibi Batı bölgeleri, 1980'den sonra da bütün Anadolu illerinde büyük sermaye ve sanayi oluştu. Sabancı, Koç, Zorlu gibi kurulan onlarca büyük sanayi holdinginin yanında yüzbinlerce büyük, orta ve ufak ölçekteki şirket, ve oluşan işçi sınıfı, dinamik bir ekonominin taşıyıcıları oldular.
EğitimAyrıca bakınız:Türkiye Cumhuriyeti Liseleri
thumb
Kuruluş yıllarında toplam 12 milyonluk nüfusun büyük çoğunluğu okur-yazar değildi. Günümüzde bu oran %90'dır. Türkiye eğitim sistemi; 8 yıllık temel eğitime dayanır. Daha sonra 4 yıllık orta öğrenim dönemi vardır. Üniversiteye geçiş Öğrenci Seçme Sınavı ile gerçekleştirilir. Yaygın eğitim kurumları bazında halkeğitimler bulunmaktadır. Açıköğretim sistemi de pekçok öğrenci tarafından kullanılmaktadır.
1930'lara kadar İstanbul Teknik Üniversitesi ile birlikte İstanbul Üniversitesi ülkedeki sadece iki üniversite iken, günümüzde üniversite sayısı 82'dir.
Türkiye'nin en eski üniversitesi olan İstanbul Üniversitesi'nin kuruluş tarihi 1453 yılına, en eski teknik üniversitesi olan İstanbul Teknik Üniversitesi'nin kuruluş tarihi ise 1773 yılına dayanır.
1961 Anayasasının 120. maddesinde üniversiteler özerk kuruluşlar olarak yer alırken, 27 Ekim 1960 tarihli 115 sayılı yasa, 1946 tarihli 4936 sayılı yasanın bazı maddelerini değiştirip yeni maddeler eklemiştir. Bu yasayla Milli Eğitim Bakanlığı'nın Üniversite üzerindeki yetkileri azalmış, fakülte kurullarına daha geniş katılım sağlanmış ve kadro tıkanıklıklarını aşmak üzere yeni düzenlemeler getirilmiştir. Kısaca yönetim, teşkilat, öğretim üyelği ve yardımcılığı konularında daha geniş özerklik koşullarında yeni esaslar konmuştur.[Milli Eğitim Bakanlığı ]
2002 MEB istatistiklerine göre; toplam 6065 lise (ortaoğretim) bulunmaktadır. Bunların 2637'si genel(düz) lise (özel liseler dahil), 3428 tanesi ise mesleki lisedir. http://www.meb.gov.tr/Stats/Apk2002/61.htm
Kültür =FelsefeTanzimat dönemiyle Batılılaşmaya başlayan Türklerde modern felsefe ilk olarak askeri ve teknik alanlarda, medrese dışında kurulan yeni okullarda yerleşti. Yanyalı Esat Efendi yeni Aristocu çeviriler yaptı.
thumb
19. yüzyıldaki yenileşme hareketlerinde Münif Paşa’yla başlayan Batı etkisi, Osmanlı aydınlarını üstün Batı siyaset ve bilimini memlekete uyarlamaya sevketmiştir. Yeni Osmanlılar derneğinde toplanan Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi, Agah Efendi, Ahmet Mithat Efendi, Ahmet Vefik Paşa Fransız düşünürlerinin etkisinde kaldılar, laik felsefenin ilk başlatıcıları oldular, bu aydınlar geç kalmış Osmanlı aydınlanmacıları ve ansiklopedistleriydi.
Cumhuriyetten sonra yayımlanan ilk felsefe dergisi Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası’dır (1927). Kurucuları Mehmet Servet ile Hilmi Ziya Ülken'dir. Kadrocular bir siyaset felsefesi geliştirmeye çalıştılar.
Edebiyat ===Türkçe, Ural-Altay dil ailesi Altay koluna dahil bir dildir.
Türklerin tarihine paralel olarak Türkçe'nin yayıldığı coğrafi alan çok geniştir. Bugünkü Moğolistan'dan Doğu Avrupa'ya kadar konuşulan Türkçe pek çok lehçe ve şiveye ayrılmaktadır. Tarihi gelişimi içinde Türkçe, VIII-XIII. Asırlar arasında Eski Türkçe, XIII-XX. Asırl4. Alternatif : TÜRKİYE
Türkiye maddesi için oluşturulmuş kısayol.