SERAMİK
Alm. Keramik (f), Fr. Ceramique, İng. Ceramic. Genellikle kil minerallerinden yapılan, plâstik hamurun şekil verilip, pişirilmesiyle elde edilen çanak çömlek gibi kaplar, testiler; tuğla ve kiremit gibi düşük sıcaklıkta yumuşak pişirilmiş toprak eşyâ ve yüksek sıcaklıkta sert pişirilmiş olan porselen eşyânın tamâmı. (Bkz. Tuğla, Kiremit)
İnsanlar çok eski çağlardan beri pişirilmiş toprak kapların, çeşitli tesirlere daha dayanıklı olduklarını biliyorlardı. Çünkü ilk insan hazret-i Âdeme birçok ilimler öğretildiği gibi, seramik sanatı da öğretildi (Bkz. Âdem Aleyhisselâm). Târihçiler pişirilmiş kil eşyâlardan insanların zaman içindeki hareket ve medeniyetlerini belirlemek için faydalanmaktadırlar.
Neolitik devrin en eski belli başlı seramik merkezleri Anadolu,
Mısır ve Mezopotamyadır. Genellikle en eski seramik malzemeler, bu bölgelerdeki kazılarda elde edilmiştir.
Yunanistana seramik bu bölgelerden gitmiştir. Ele geçirilebilen seramiklerin en eskisi M.Ö. 7000 yılına âit olup,
FilistindekiYeriko, Anadoludaki Hacılar köylerinde ve Yakındoğuda bulundu. Filistin seramiğiyle Hacılar (Burdur yakınında) seramiği arasında süs farkı vardır.
Selçuklu öncesi
Türk seramik sanatı: Kolay kırılabilen seramik dâimâ hareket eden göçebelerin değil, aksine yerleşik toplumların sanatıdır. Bugün Türkistan Aşkaabatta yapılan kazılarda, M.Ö. 3000-2000 yıllarına âit seramik şekiller ele geçirilmiştir. Bu formların sulandırılmış kille üzerinin kaplandığı görülmektedir. Kansunun kuzeyinde Uygur Türklerinin ataları sayılan,
Çinli târihçilerin
Ting-Sing diye isimlendirdikleri Türk boyları da engobe üzeri sigrafitto veya kalıpla damgalı seramikler yapmaktaydı. Bu bölgede ocak ile çömlek işlerini birleştiren üç ayaklı seramik şekilleri yaygındı. Çinliler buna ting ve sing ismini verirken Türkler kuzec ismini veriyorlardı. Bu devirde feldispat ve kurşun karışımından yapılan beyaz ve yeşil renkli sırlar kullanılmıştır.
Mîlât sıralarında Hun Türkleri, Doğu
Asyada Çine komşu olarak yaşamaktaydılar. Doğu Hun İmparatorluğunu ortadan kaldırarak ticârete başlayan Çin tüccarları, Çin seramiklerini de Türklerin bulunduğu İç Asyadaki yerleşim merkezlerine, yavaş yavaş tanıtmaya başladılar. Oğuz Türklerinde çanak kelimesi topraktan yapılan bütün üretim biçimine verilen isimdi. Çömlekçi tornasını çevirmeye ayak evürmek sıralayana da ayakçı ismini veriyorlardı. Kuzey Doğu Türkistandaki Kaşgar şehri,
Budist devrinden îtibâren seramik ve keramik sanatına sahne olmuştur. Sırlı ve renkli sırlı(yeşil) testi, ibrik, çanak gibi biçimler yanında maskeler ve duvar kaplamaları yapılmıştır.
Hakânî devri seramiklerinde kırmızı ve beyaz kil, hamur olarak kullanılıyordu. Aynı renk killerin inceltilmesiyle astar hazırlanıyor, astar ve boyanın renklendirilmesi için, demir ve mangan oksitleri kullanılıyordu. Hakânî devri mîmârî süslemesinde yenilikse, Arap harfleriyle kitabelerin yazılmış olmasıdır. Hakânî Türklerinin İslâm seramik sanatına diğer bir katkısı, sırlı mozaik ve seramik kaplamayı mîmârî yüzeylerde de kullanmış olmasıdır. Bu devir seramikleri Kara Hitaylar ve Selçuklularla Moğolların saldırısı sonucu önemini kaybetmiştir.
İslâm seramiğinin asıl gelişimi 9. yüzyılda, Samarra şehrinde ortaya çıkar (883-838). Abbâsî halifeleri yüksek bir sanat devrine sâhip olmakla berâber, bu merkezde yürütülen seramik faaliyetlerini zaman zaman desteklemişlerdir. Samarrada ilk defâ perdah tekniğinde İslâm seramikleri ortaya konmuştur.
Türk seramikleri içinde ayrı bir dönem, Karluk seramiklerinde görülür. M.S. 9 ve 10. yüzyıllarda hayvan uslûbu Karluk seramiklerinde geniş bir yer tutar. Bu bölge sonradan Samanoğulları etkisiyleİslâmî dekoru sevmiştir. Türkler Orta Asyadan Semerkanta yaklaşmışlardır. İslâm seramik sanat târihinde 12. yüzyıl dönüm noktasıdır. Selçuklu öncesi bilinen seramik teknikleri ve süslemeler 10 ve 13. yüzyıllarda Selçuklu seramikçileri tarafından daha da zenginleştirilmiş, perdah tekniği yanında çok renkli sıraltı ve sırüstü seramik teknikleriyle yeni şekiller ortaya konmuştur. Selçuklularla başlayan ve merkez olarak belirtilen seramik üretim grupları, Anadolu Selçukluları ile Anadoluya girmiş, böylelikle Osmanlılar sonuna kadar, Anadoluda seramik merkezlerini muhâfaza etmiştir.
Anadolu Selçuklu seramik sanatı: Anadolu öncesi Türk sanatı ve İslâm sanatlarında, seramik oldukça yaygındır. İslâm devletlerinde Abbâsîler, Samanoğulları, Karahanlılar, Fâtımîler,
İran Selçuklu seramikleriyle Anadolunun kendine has seramikleri arasında benzerlikler görülür. Erken İslâm seramik sanatının birçok çeşit ve kalitede ürünlerini sunan Büyük Selçuklulardan firuze yeşili, kobalt mâvisi, kahverengi ve renksiz transparenk sırlar en bol ve basit örnekleri teşkil eder. Anadolu Selçuklu seramik çeşitleri arasında İslâm seramik sanatının geleneksel sırsız kırmızı hamurlu gevşek hamur yapısında vazo, sürâhi, kâse, ayaklı kab ve küp gibi şekiller yapılmıştır.
Anadolu Selçuklularında bol kullanılan Lüster tekniği, günlük seramikler üzerinde hiç kullanılmamıştır. Anadoluda Selçuklu devri çinilerinin en bol örneklerinin görüldüğü yer başşehir
Konyadır. Bu devir seramiklerinden yüzde 85-90 kuars, yüzde 3-5 alüminyumoksit, yüzde 2-5 kireç, yüzde 2-5 alkali bulunur. Bu sebeple diğer seramiklerden kolayca ayrılır.
Anadolu Selçuklu mîmârîsinde seramik; câmi, mescit, medrese, türbe ve saraylarda görülür. Bunun yanı sıra minârelerde de kullanılan Selçuklu seramiği, sırsız tuğlalardan meydana getirilen düz desenli örneklerin arasında tek renk sırlı tuğla dekarasyon, nâdiren seramik kaplama olarak kullanılmıştır. Sırlı tuğla, mozaik çoğunlukla mîmârîlerin kûfi yazı bordürlerinde bulunur. Bu tuğlalarda kullanılan renkler mangan moru, firuz yeşili ve kobalt mâvisidir.
Osmanlı devrinde seramikçilik: Osmanlı devri seramikçiliği, Selçuklu ve Beylikler devriyle kıyaslama yapıldığında çok çeşitli, bol ve kaliteli seramikler şaşırtıcı örnekler sunar. Osmanlı devrinin en parlak örnekleri, 15 ve 16. yüzyıllarda görülmektedir. Mâvi-beyaz diye isimlendirilen bu seramiklerin merkezi İznik ve
Kütahyadır. Bunlar; sert ve pürüzsüz hamurları, mâvi-beyaz renkleri, ustalıklı desenleriyle üstün seramiklerdir.
Sert ve kaliteli, şeffaf sır altında mâvi tonları ile işlenen desenlerde, Çin tesirli şakayıklar krizantemler, arabeskler, bulutlar, pul, stilize ejder hatta çintemani (üç top) motifleri hâkimdir. Bunların yanısıra lâle, karanfil, bahar dalları gibi çeşitli çiçekler, asma dalları, kuş, geyik, tavşan, balık, hayvan mücâdele sahneleri, nesih ve kûfi yazılar, daha önce görülmeyen zenginlikte ve incelikte bir desen programı sunarak, 16. yüzyılda gelişen sıraltı seramiklere öncü olurlar. Erken örneklerde mâvi tonları koyudur, sonradan daha açık ve tatlı mâviye döner, biraz firuze de kullanılır. Bâzan desenlerde mâvi zemin üzerinde beyazlar yer alır. Lâle, karanfil, sümbül, çiçek demeti kompozisyonlarının işlendiği örneklerde mavi tonları arasında firuzenin de yer alışı dikkati çeker. Çini sahasında çok az mâvi-beyaz tanınırken,
seramiklerde daha önce hiçbir yerde görülmeyen yeni şekiller ve çeşitli malzemeler dikkati çeker.
Kenarlı tabaklar, çukur kâseler, vazolar, ibrikler, maşrapalar, sürahiler ve özellikle Anadoluda ilk câmi kandilleri görülür.
Selçuklular zamânında seramik merkezi olan Konya, Osmanlılar zamânında bu işi İznike devretmiştir. İznik 17. yüzyılda bunu Kütahyaya devretmiştir. Günümüzde de bu ağır vazifeyi Kütahya hâlâ devam ettirmektedir. Selçuklular zamânında kurulan seramik merkezleri, Osmanlılar zamânında da çalışmaya devam etmiştir. Fakat bunlar sıraltı tekniğiyle çalışmamış, seramik üretimini ellerinde bulundurmuşlardır. Bunlardan bâzıları Konya, Akşehir,
Sivas ve
Kayseridir.
Seramik malzemelerin genel özellikleri:
Seramikler malzeme ilminde, kısaca, metal ve ametal elementlerden meydana gelen bileşikler olarak tarif edilir. Çimento betonları, taşlar, camlar, tuğla izolatörler, bütün metal oksitleri seramik malzemelere örnek olarak verilebilir.
Seramiklerde kuvvetli iyonik ve kovelent bağlar yaygındır. Yapılarında serbest elektronlar bulunmaz. Bu sebeple sert, kırılgan, fakat yüksek sıcaklığa metal ve polimerlere göre daha dayanıklıdırlar. Isıl ve elektrikî yalıtkandırlar. Birçok cinsleri özellikle ince tabakaları yarı saydam veya saydamdır. Yüksek sıcaklıklarda elektriği az da olsa iletirler.
Birçok seramik malzemede kristal yapı görülür. Kristallerin dış görünüşü, meselâ sofra tuzunda (NaCl) olduğu gibi kristal yapıyı yansıtır. Yüksek sıcaklıklara dayanıklı refrakter malzeme olarak kullanılan MgO, mekanik zorlama altında, metal kristallerinde olduğu gibi kayma düzlemleri boyunca, kalıcı kayma, şekil değiştirmesi yapar. Mika ise dilinim doğrultuları boyunca ince, çoğu defâ saydam tabakalara ayrılır. Amyant veya asbest çizgisel kristal yapıya, mika ise iki boyutlu kristal yapıya sâhiptir. Kristal yapının üç doğrultuda uzay ağı meydana getirdiği hallerde ise, mekanik mukâvemet ve ısıl kararlılık genellikle daha yüksektir.
Bâzı bileşikler yüksek sıcaklıkta düzensiz yapıya sâhiptir. Sıvı halden hızla soğutuldukları zaman bu amorf yapılarını korurlar. Bunlara aşırı soğumuş sıvılar olarak da bakılabilir. Oda sıcaklığında uzun süre amorf yapılarını koruyan bu cins bileşiklere, genel olarak cam denir. TiC, BN ve ZrN gibi refrakter malzeme olarak kullanılan bâzı karbürlerde ve nitrürlerde ise, metalsi elementlerin bulunması sonucu, kovalent ve metalik bağlar hâkimdir. Yüksek frekanslı elektrik alan uygulamalarında kullanılan seramik manyetik malzemeler, yalıtkan olmaları sebebiyle, metalik olan manyetik malzemelerden üstündürler. Bunlara örnek olarak Ni8Fe16, Fe3O4 ve Li4Fe20O32 verilebilir.
Seramikler sıcaklığa dayanıklı ve iyi yalıtkan olmaları sebebiyle MgO-Al2O3-SiO3 bileşiminde, motorların bujilerinde ve enerji hatlarındaki izolatörlerde kullanılırlar. Özgül dirençleri 1013-1020 ohm cm arasında değişir.
Seramik yarı iletkenler, seramik bileşiklere, çok valanslı geçiş elementleri ilâve edilerek veya iyon çifti eksikliği veya iyon fazlalığı meydana getirilerek elde edilir.
Bâzı seramik kristallerde ise simetri merkezi bulunmaması sebebiyle, kristaller elektrikî polariteye sâhip olur. Örnek olarak BaTiO3 kristalinde Curie sıcaklığı (120°C) altındaki sıcaklıklarda, birim hücre içindeki Ti4+ iyonu ve O2- iyonları ters yönde olmak üzere, köşelerdeki Ba2+ iyonlarına göre yer değiştirir. Bu yer değiştirme sonucu + ve - yük merkezleri çakışmaz. Bu tür kristaller elektrikî alan tesiri altında boyutlarını değiştirirler. Boyutlarda değişiklik meydana getirecek bir mekanik etki altında ise elektrikî gerilim doğar. Bu tür seramiklere piezoelektrik seramikler adı verilir. Ba ve Pb zirkonat ve titanatları ve bunların karışımlarıyle kuvartz bu özelliğe sâhiptir. Kuvartz kristallerinin bu özelliğinden faydalanılarak, hassas zaman ölçen saatler yapılabilmektedir. Baryum titanat ve kurşun zirkonat kristalleriyse basınç ölçme cihazlarında, ses kayıt ve dinleme cihazlarında, yüksek frekanslı ses üreteçleri veya ultrason âletlerinde kullanılırlar.
Seramik mâmüllerin sınıflandırılması: Dünyâda istihsal edilen seramikleri iki gruba ayırmak mümkündür:
1. Geleneksel seramik: Bu gruba kil, çimento ve cam gibi (silikat sanâyii) mamülleri girmektedir.
2. Yeni seramikler: Bunlar, tek kristaller, sentetik kristaller, ferroelektrikler (BaTiO3), sermetler, püroksitler (Al2O3, ZrO2,BeO gibi) ve nükleer (UO2) malzeme mâmülleridir. Ayrıca mâmüllerin fizikî, kimyevî ve etnolojik özellikleri gözönüne alınarak bir sınıflandırma da yapılabilir. Buna göre seramikler, kaba seramikler ve pekişmiş seramikler şeklinde ikiye ayrılır.
Seramikleri iş kolu şeklinde de sınıflandırmak mümkündür:
1. Porselen: Kaolen, kuvartz, feldspat ve beyazpişen kil harmanından îmâl edilen, sıvıları geçirmeyen, yarı saydam, genel olarak beyaz renkte, vitralaşmış seramik mâmüllere denir.
Seramik târihçesi tahlil
edildiğinde, birbirinden bağımsız ve farklı olarak gelişmiş iki ayrı seramik bölgesi görülür. Birincisi Güneydoğu Asyada, 8 ve 13. asırlarda gelişmiş Pers Çinisi adı verilen yumuşak (düşük derecede pişmiş) seramik olup, Kuzey
Afrikadan İberik Yarımadasına oradan da
İtalya ve
Avrupaya yayılmıştır.
Pers Çinisi adı verilen bu yumuşak pişmiş seramik, Avrupa seramiğinin temelini teşkil etmiştir. Diğeri, sert (yüksek derecede pişmiş) seramik olup, Tang ve Sung (8 ve 13. asır) devirlerinde Çinde gelişmiş, oradan
Japonyaya ve daha sonra da, Avrupaya geçmiştir. Bu sert pişmiş seramik, Avrupada porselen adını almıştır. Hammadde olarak Çinliler Tun ve Petuntse adı verdikleri feldspat, kuvartz ve ince tâneli mika ihtivâ eden bir taş ile paingo, pai-tu veya ngo-tu adını verdikleri beyaz plâstik bir toprak kullanmışlardır. Hamur istenilen plastikliğe erişebilmesi için, uzun bir süre dinlendirilmiştir. Bir raporda hamurun 10 sene bekletildiği ifâde edilmektedir. Sır, değişen saydamlıkta birkaç tabaka olarak tatbik edilmiştir. Bu ise Çin porseleninin mat-parlak karekterini meydana getirmiştir.
Yumuşak Proselen: Beyaz veya fildişi renginde, saydam sırlı ve ince yapılı porselendir. Kaolin, plâstik kil, kuvartz ve feldispattan yapılır. Çift pişirmeyle elde edilir. İlk bisküvi pişirimi 840-930°Cde olur. Sır pişirimiyse 1250-1325°Cde yapılır. Yumuşak porselenin bileşiminde % 35 kaolin, % 25 kuartz ve % 40 feldispat bulunur. Nisbeten düşük sıcaklıkta pişirilen yumuşak porselen kolaylıkla süslenebilir.
Sert porselen: Yüksek mukavemetli, sert, saydam, beyaz ve tam mânâsıyla pekişmiş bir porselendir. Bisküvi pişirimi 800-900°Cde, sır pişirimi 1400-1450°Cde yapılır. Saf kuvartz (% 25), feldispat (% 25) ve yüksek kalite yıkanmış kaolinden (% 50) îmâl edilir. Ünlü Çin, Japon ve Fransız porselenleri sert porselen türündendir. İlkel maddeler su altında çok ince toz hâline getirilir. Bu sûretle elde edilen akıcı ve homogen hamur kısmen kurutulduktan sonra, olgunlaşmaya bırakılır ve nihâyet ya tornada, yâhut da kalıplama sûretiyle şekillendirilir. Bu son şıkta, su ile karıştırılan hamur, gözenekli kilden yapılmış bir kalıba sokulur ve suyun bir kısmı emilerek, geriye kalan çamur kalıbın şeklini alır. Bu kısım, kurutulduktan sonra çıkarılır ve pişirilir. Bu ham ürün henüz gözenekli olduğundan, feldispat sütüne daldırıldıktan sonra, 1450°Cde pişirilmek sûretiyle sırlanır. Ürünün dekorasyonu ya ikinci pişirmeden evvel, yâni 1450°ye dayanan kobalt, krom, titan oksitleriyle veya ikinci pişirmeden sonra, meselâ 800°Cde ısıtılan diğer bâzı renklerle sağlanır.
Bugün porselen kelimesi çok geniş bir yapı sınıfını içine almaktadır. Porselenin, mukâvemet, ısıya mukâvemet (refrakterlik), elektrikî izolasyon gibi teknik özellikleri anlaşıldıktan sonra, bu özellikleri geliştirilmiş, kimyevî, endüstriyel, elektrikî ve mutfak eşyası gâyeleriyle kullanılan özel yapılar meydana getirilmiştir. Bu bakımdan bugün porselen îmâlâtında esas gâye gözönüne alınıp, parlaklık, beyazlık ve yarısaydamlık gibi özellikler ihmal edilebilmektedir.
2. Ateş kili mâmülleri: Bünyesi kaolin, refrakter (ateşe dayanıklı) killer, kum, kaset kırıkları ve hızar tozundan meydana gelmiştir. Sırlanmış mamüller 1260-1300°Cde pişirilir. Bunlar yüksek mukâvemetli, renkli ve gözeneklidir.
3. Isıya dayanıklı malzemeler: Tuğla ve harç gibi yapılar olup, yüksek ısıya dayanıklıdırlar. Çok çeşitli renklerde olan mâmüller, ısıya mukavim hammaddeler ve kimyevî maddelerin şekillendirilmesi ve bilâhare 1580-2000°Cde pişirilmesiyle elde edilirler.
4. İnşaat malzemeleri: Tuğla ve kiremit mâmülleridir. Tabiî killerin doğrudan şekillendirilip, 900-1100°C de pişirilmesiyle elde edilirler.
5. Beyaz fayans: Bunlar sırlı, gözenekli ve beyaz yapıda olup, bisküvi pişirmesi 1250-1280°Cde, sır pişirmesiyse 1040-1160°Cde yapılır.
6. Renkli fayans: Sırlı veya sırsız renkli ve gözenekli mâmüllerdir. Kil şekillendikten sonra, 1190°Cde pişirilir.
7. Sert çini: Açık renkli, sırlı, su geçirmeyen opak, pekişmiş ve konkoidal bir kırılma yüzeyi özelliklerine sâhiptir. Bu malzeme refrakter kil, porselen kırığı ve şemot ihtivâ eder. 1160°Cde pişirilir.
8. Yarı pekişmiş çini: Beyaz fayansın
Amerikada kullanılan tipidir. Beyaz fayanstan daha mukâvemetli ve su emmesi daha azdır.
9. Yarı pekişmiş porselen: Tek pişirimle elde edilen mâmüldür. Az saydamdır. Su emmesi % 0,3-4tür.
10. Pekişmiş çini: Beyaz renkte ve opak olup, su emmesi % 0,1dir.
11. Kemik çinisi: Beyaz veya fildişi renginde son derece saydamdır. İlk defâ 1794te îmâl edildi. Sır altı renklerin uygulanmasına elverişlidir. Bu malzeme % 50 kemik külü, % 25 kaolin ve % 25 pegmatit ihtivâ eder. Yumuşak porselen grubuna girer.
12. Tek bileşimli seramikler: Çok özel şartlarda kullanılmak maksadıyla îmâl edilirler. Saf oksitlerden
veya nitrürlerden îmâl edilir.
Yüksek teknoloji seramikleri: Bugün mutfak malzemelerinden temizlik malzemelerine kadar birçok kullanım alanı olan ve dünyâ çapında pazarlanabilen seramikler artık yüksek teknolojik alanlarda da kullanılmaktadır. Fevkalâde fiziksel, mekanik ve elektronik özellikleri olan ve “İleri Teknoloji
Seramikleri”, “Mühendislik
Seramikleri”, “İnce
Seramikler”, “Yapısal
Seramikler” olarak da adlandırılan bu seramikler artık kimyâ, petro-kimyâ, uzay-havacılık, makina, metal kesme ve işletme, otomotiv, silah, tekstil, elektrik-elektronik, optik, elektro-optik, tıp ve bilgisayar alanlarında yaygın olarak kullanılmaktadır.
Bugün otomobillerde benzin veriminin kontrolü için seramik sensörler kullanılmaktadır. Son model arabalar gittikçe artan miktarlarda seramik parça ve aksamlara sâhip daha hafif ve motor verimi daha yüksek araçlardır. Bu araçlarda otomobil eksozundan çıkan ve hava kirliliğine sebep olan gazler “katalitik konverter” adıyla bilinen seramik taşıyıcılarla temizlenmektedir.Türbin motorlarında, diş dolgularında, bilgisayarlarda, kurşun geçirmez zırhlarda, biyo-malzeme üretiminde yüksek teknoloji seramikleri yaygın olarak kullanılmaktadır. Gelecek teknolojinin en önemli unsurlarından biri olacak olan “yüksek teknoloji seramikleri” geniş çapta üretime dönük bir endüstri kolu olarak birçok ülkenin gündeminde bulunacaktır.
İlgili Olabilecek Başlıklar: